Çocukla çocuk olmak...

Çocukla çocuk olmak, aslında iyi bir şey olabilecekken kötü bir anlam içerir. Yani aslında çocukla çocuk olup birlikte yerlerde yuvarlanabilirsiniz, çocukça eğlenceler yaratabilirsiniz ya da çocukla siz de çocuk gibi davranarak kim bilir ne güzel kahkahalar atabilirsiniz. Ama "çocukla çocuk olmak" bizde biraz olumsuz anlam taşır. Olgunluğuna yakışmayan bir davranış yapan kişiye "çocukla çocuk olma" diye sitem edilir. İşte bu olumsuz anlamda kullandım ben de bu yazının başlığını. Çünkü ben de "çocukla çocuk oldum" ve çok mutsuzum. 
Ada bir süredir ciddi bir kıyafet takıntısı edindi. Önce kısa kollu giymek için başladı tutturmalar. Sonra gömleğe taktı, gömlekten başka bir şey giymesini teklif ettiğimde koskocaman reddetti. Her geçen gün ise bu konudaki ısrarı artıyor ve gözümün önünde egosu büyüyor. Şimdiye kadar onun kıyafetleri konusunda çok az ısrarcı oldum, bu davranışını pekiştirmekten çekinip çok fazla tartışmaya girmedim. Genellikle onun da isteyeceği şeyleri baştan seçerek onu mutlu ettim. Ama bu sabah işler çığrından çıktı.
Çünkü okulda dans ve spor günü olduğundan eşofman giymesi gerektiği ve her pazartesi aynı konu konuşulduğu halde bu sabah kesinlikle ikna edemedim. Eşofmanı zorla da olsa kabul etti ama üstüne gömlek giymek için tutturdu da tutturdu. Bu kez ben de ısrarı büyüttüm ve bir tişört giymesini sağladım. Ancak o tişörtün içinde bir duruşu vardı ki... Bildiğiniz ezildi. Perişan oldu. Kendini bu kadar kötü hissettiğini görünce ben de çok üzüldüm. Sonuçta bu denli moralini bozacak bir adım da atmak istemiyorum. Bir ara benden yüz bulamadığı için ablası Didi'ye şikayet ettiğini de duyunca dayanamadım. Başka bir tişört giymesini teklif ettim. Eşofmandan geri adım atacak değildim tabii. Ama bu kez benim fikrimi değiştirmemden de güç alarak olsa gerek, sinirinin dozunu yükseltmeye başladı ve "kıyafetlerimi de, bu odayı da, evimizi de hiç beğenmiyorum" deyiverdi. İşte o anda ben de "çocukla çocuk oldum" ve o meşum cümleyi kurdum: "O zaman git başka evin çocuğu ol". 
Büyük sessizlik... Hani söz ağzımdan çıktı ama iki saniye geriye dönebilsem, o cümleyi ağzımdan çıkmadan tutabilsem... Tabii o anda Ada'nın yüzünü görmeniz gerek. Mahfoldu. Gözleri dolu dolu ama ağlayamadı bile. "Bu nasıl olabilir? Ben nasıl bu kadar kontrolümü kaybedebilirim? Değer mi çocuğun bu kadar kalbini kırmaya?" diye başladım kendi kendime söylenmeye...  
Ada'yı kucağıma aldım, öpüştük, konuştuk ama çok değiştiremedim tabii havasını. Erken de gitmem gerektiğinden öylece bırakıp çıktım evden. Perişan oldum tabii ben de. Yolda "gık" diyen birini görsem onun üstüne kusacağım bütün sinirimi. Üzüntüm, kendi kendime kızgınlığım hepsi Ada'nın okuldan dönüp de beni arayacağı zamana kilitlendi bu sefer. "Hala bana kırgın mıdır?" endişesiyle günü geçirdim. Neyse ki okuldan gelince beni aradı ve her zamanki gibi mutlu, güleç konuştu. İşte o zaman biraz olsun rahatladım. Şimdi akşama yatmadan önce bir sohbet yapıp bugün söylediğim cümle için üzgün olduğumu ona anlatmam gerek. 
Anlaşılan o ki, kontrolü her zaman elde tutmak çok zor. Ama kontrolü kaybettiğimizde söylediklerimizle kırılan kalpleri onarmak mümkün olmazsa diye bugün çok korktum. Söz, bundan sonra daha fazla dikkat edeceğim. Ve Ada'cım, sen bir gün bu yazıları okursan, senden bugün için tekrar bütün kalbimle çok çok özür diliyorum. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder