Çocuğa para kavramını öğretmek

Biriken paralar...
Paranın önemsiz olduğu bir hayat yaşamıyoruz biz. Neredeyse sağlığın bile parayla satın alındığı bir dünyanın insanlarıyız. Böyle bir dünyada çocuğa para kavramını öğretmek de zorlu gerçekten. Hem satın almadığımız/alamadığımız şeyler için üzülmesin, ezilmesin diyoruz; hem de sınırları bilsin, sahip olduklarına değer versin istiyoruz. İşte bu hedefle Ada'ya para biriktirmeyi öğretmeye karar verdik. Bir arkadaşının hediyesi olarak minik bir kumbara geldi evimize geçenlerde. Biz de Ada'ya sadece anne ve babadan almak şartıyla bozuk paraları biriktirebileceğini anlattık. Hedef bu kumbarada biriken paralarla canı ne isterse alabilmesiydi tabii. Ada'nın araba tutkusunu herkes biliyor. Sürekli araba talep ediyor. Biz de ona artık yeni bir araba alamayacağımızı, zaten çok fazla arabası olduğunu söyleyip duruyoruz. Kumbarada biriken paralarla ne isterse alabileceğini söylediğimizde de elbette "araba alacağım" dedi Ada. 

Bir kayıpla yüzleşmek

Ada, 2011 yazında büyük anneannesiyle...
Ölüm nedir iyi bilirim. Birini kaybetmekten daha acısı onu özlemektir ve bu özlemin hiç giderilemeyeceğini bilmek ne zordur. Ben gerçek bir kayıpla 20'li yaşlarımda karşılaştım. Kalp ağrısını, burun sızlamasını o zaman tattım. O kadar acıdı ki içim, artık kolay kolay acıtamaz oldu diğer küçük kayıplar. Bu öyle zorlu bir süreç ki, dilerim Ada böylesine büyük bir acıyı daha olgun zamanlarında yaşar. Tabii dilemek yetmez, dünyanın düzenini öğrenebilmesi ve doğallıkla kabullenebilmesi için Ada'yı "ölüm" konusunda "pişirmek" gerektiğini de düşünüyorum. Üstelik geçtiğimiz hafta anneannemi kaybettik. Hatta Ada ile onu görmeye giderken yolda geldi haber. Kendisini göremedik ancak cenaze törenine yetişebildik. O sırada Ada ile nasıl konuşmam gerektiğini düşünürken fark ettim ki, aynı Yoda öldüğü zaman olduğu gibi, Ada bir üzüntü olduğunu fark etti ama hiç bu konuya dair soru sormadı. Onun evinde olduğumuz halde, "Büyük anneanne nerede" bile demedi. Olayla yüzleşmek istemediğini tahmin ediyorum ve ilk fırsatta detaylı olarak pedagoğumuza danışacağım. Ama bu arada çocuklara ölüm konusunu nasıl anlatmak gerektiği üzerine okuduklarımdan öğrendiklerimi sizinle paylaşabilirim.

Hayal gücü ve yaratıcılık

Ada, Oyuncak Müzesi'ndeki Dedio Yaratıcı Eller Atölyesi'nde
Dedio Yaratıcı Eller ahşap atölyelerini çok seviyoruz. Pinokyo ve oyuncak tren yapımı atölyelerinde sadece Ada değil, anne-baba olarak biz de çok eğlendik. Ailece zımparalama, parçaları birleştirme, kesme, çakma işlerinden büyük keyif alıyoruz. Elbette bu süreç, yaratıcılığa da büyük katkı sağlıyordur. Ancak bu beklentiyi abartanlardan birini bu etkinliklerden birinde gördüm ve açıkçası rahatsız da oldum.
Atölye çalışmasına gittiğimizde, Ada ile aynı yaşta ikizleri olan bir anne daha vardı. Bekleme süreci boyunca çocuklara "sizce bu nedir", "bu resimdeki çadırın içinde ne olabilir"le başlayan "düşünme" sorularını arka arkaya sordu. İlk başlarda güzel bir oyun gibiydi. Çocuklar şevkle yanıt veriyor, gerçekten de ilginç fikirler paylaşıyorlardı. Ancak soruların ardı arkası kesilmeyince çocuklar en sonunda artık tek kelimeyle "sallamaya" başladılar. O zaman fark ettim ki öğrendiğimiz bir doğru, gereksiz tekrarlandığında faydasını yitirebiliyor. Kadının hayal kurmaya böylesine teşviği, çocuklar üzerinde olumsuz bir etkiye sahip midir bilmem ama onları sıktığı ve bizi de gürültüye maruz bıraktığı için rahatsızlık verdiği bir gerçek. Buradan hareketle çocuklarda yaratıcı düşünmeye teşvik üzerine biraz okudum. Sizinle bazı önemli noktaları paylaşabilirim.