Müjde; onlar artık kardeş!

Kırçıl ve Köpük, bir yastıkta...
Ada'nın Köpük ve kedilerden değil ama Köpük ve kedilerin Ada'dan çekmişliği çoktur bizde. Emeklediği ilk günlerde, aylardır içinde sakladığı hırsla melek kedimiz Kısa Kuyruk'umun kuyruğunu, kafasını çekiştiren Ada, büyüdükçe hiçbir eziyetten kaçınmadı. Bisikletini hayvancıkların üstüne sürmeler, oyuncaklarını Köpük'ün yatağına dizip onu yatağından etmeler, kuyruk, kulak çekiştirmeleri... Hatta zaman zaman Ada'nın hayvanları sevmediğini bile düşünüp utanmıştık kendi kendimize. Öyle ki, pek çok zaman ısrarla bir şey yedirmek istediğimizde "tamam o zaman Köpük'e ver" diyerek o kocaman lokmayı hoop diye yuvarlatmışızdır Ada'ya. Ancak geçtiğimiz hafta sonu gözlerimizi yaşartan bir manzara ile karşılaştık. Bir geceliğine kar tatili yapmak için evden giderken, Köpük'ü de veterinerimizin kliniğine bıraktık. Köpük bizim arkamızdan kapıdan öyle içli baktı ki, bendeki yaşlar boşandı tabii. Malum, biz ayrılık törenlerini sevmeyen bir aileyiz. Bu arada benim ağladığımı kesinlikle görmeyen Ada başladı babasıyla beni azarlamaya: "Köpük de karda koşmayı çok sever. Onu neden bırakıyoruz ki? Onu bırakırsak o da bize küser..." İşte o an, kendi duygusallığım dorukta ve ağlıyordum ama muhteşem bir de haz duydum. Ada, Köpük'ü çok seviyordu! Onu bir şekilde ikna ettik kötü bir şey olmadığına ama aralarındaki bağın gücünü görmek bana çok iyi geldi. Tatilden dönüşte de Kırçıl kapının önünde bizi bekliyordu. Görünce tüm siteyi ayağa kaldıracak güçte miyavlamaya başladı. Ada ne yaptı dersiniz? Koşup Kırçıl'a adeta sarıldı. "Biz geldik, tamam, tamam, sakin ol"... Nasıl bir şefkat, nasıl bir sıcaklık... Benim oğullarım artık gerçekten kardeş oldu! 

Benim! Hayır, benim!

Ada Eylül 2012'de yuvaya başladı. Ondan önce yuva bizim eve geliyordu diyebiliriz. Siteden Ada ile aynı yaşta iki arkadaşı -Ceren ile Melis- ile birlikte harika bir düzenleri vardı. Sabah ve öğleden sonra olmak üzere, hava güzelse bahçede ve parkta; hava yağışlı ya da soğuksa evlerimizde buluşuyorlardı. Hatta bazen birlikte öğle yemeklerini yiyorlardı. Bu düzen, Ada, Melis ve Ceren için çok yerinde bir ön çalışma oldu. Arkadaşlık etmek, oyuncakları, mekanları paylaşmak ve daha pek çok konuda bir çeşit "okul öncesi eğitim" yerine geçti. Gerek evimizdeki dört ayaklı kardeşleri, gerekse hayatını, evini, bahçesini, oyuncaklarını ve daha pek çok "değerli" şeyini paylaştığı Ceren ve Melis sayesinde, Ada çok erken yaşta paylaşma kavramıyla tanıştı. "Birbirimizin elinden bir şey çekmek yok" cümlesi, Ada'nın paylaşmakla ilgili sembol cümlesi oldu.