Çocuklarımızın yarısı fiziksel istismara uğruyor!

Çok tatsız, korkunç bir konu. Tüm ebeveynlerin kabusu olacak türden. Ve nice hayatları mahfedebilecek güçte... Yazık... Türkiye'de her 3 kız çocuktan biri ve her 5 erkek çocuktan biri cinsel istismara uğruyormuş. Bu cümle bile tüyleri ürpertmeye yeter. Çocuğumu nasıl koruyacağım? Bir yandan da onun psikolojisini, güven duygusunu bozmamaya dikkat etmeliyim. Peki nasıl? 
Çocuk istismarı sadece Türkiye'nin konusu değil. Bütün dünyada çocukların %15-20'sinin cinsel istismara uğradığı söyleniyor. Başka bir deyişle, dünya çocuklarının %15-20'si, büyüklerden sevgi yerine eziyet görüyor, bu eziyet kaynaklı olarak da psikolojik ve fiziksel sorunlar yaşıyor. Endişelerimiz yersiz değil. Çocuklarımızı korumak adına pek çok şey yapabiliriz. Öncelikle de onları bilgilendirmekle işe başlayabiliriz. 

Zeka oyunlarıyla barışmak

Smart Brunch'ta simetri oyunu
Aslında konu daha çok zekayla barışmak oldu benim için. Zeki insanların asosyal, biz "normal"lerden kopuk ve "erişemediğimiz mundar ciğer" olduklarını düşünmekten olsa gerek, zeka oyunları da "hiç bana göre değil"di. Taa ki Ferhat Çalapkulu ile tanışana dek. Ferhat Çalapkulu, Türk Beyin Takımı Kaptanı. Türkiye'nin, hatta dünyanın en zeki insanlarından biri. Ve benim bütün kalıplarımı yıkacak denli sempatik ve sosyal :-) Şimdi Türk Beyin Takımı olarak pek çok güzel işe imza atıyorlar. Milli Eğitim Bakanlığı'nın müfredatına giren zeka oyunları dersinin içeriğini hazırlamaktan ilgili öğretmenleri eğitmeye pek çok önemli projeyle zeka oyunlarını hayatımıza kattılar. Şimdi ise yepyeni bir işe soyundular. Türk Beyin Takımı'nın zeka oyunları eğitimini Türkiye çapında yaygınlaştırmak üzere temsilcilik sistemi kurdular.

Terk edilmek tüm canlılara aynı acıyı verir!


  video
LÜTFEN! 
Bakamayacaksanız sakın sahiplenmeyin. 
Sırf çocuğunuz çok istiyor diye, arkadaşlarınızda var ve siz de bu keyfi yaşamak istiyorsunuz diye bu işe kalkışmayın. 
Evinize alacağınız bir dört ayaklı can, yeni bir çocuk demektir. Ve hiç büyümeyecek... 
Evet size tarifsiz bir keyif ve ancak on yıllarca yaşamakla elde edeceğiniz bir hayat tecrübesi verecek; ama hasta olacak, yaşlanacak, sizden hep ilgi isteyecek ve büyük bir sorumluluk yükleyecek.
Bunları gerektiği şekilde yerine getirmekle ilgili küçücük bir endişeniz bile varsa kalkışmayın. 
Dört ayaklınızın ailenizin bir parçası, hastalıkta ve sağlıkta, varlıkta ve yoklukta, sizin şartlarınız ne olursa olsun hep sizinle olacağına karar vermedikçe, bir canın sorumluluğunu almaya kalkışmayın. 
Çünkü terk edilmek tüm canlılara aynı acıyı verir!



Arkeolog Ada

Harika bir oyun var: Kaz Keşfet. Henüz keşfetmediyseniz hemen gidip bir tane alın bence. Ada bayılıyor. Bir bloğu yavaş yavaş, özenle, sabırla kazıyor. İçinden çıkan kemikleri (plastik) ise bir puzzle gibi babasıyla birlikte birleştiriyor. Oluyor bize harika bir dinozor. Çeşitleri de olduğundan her seferinde farklı bir tür dinozoru ortaya çıkarmak çocukları motive de ediyor. Kabul etmek lazım biraz etrafı kirletiyor ama zevkle geçirilen en az yarım saat olunca, en titiz anne için bile sorun olmaz sanıyorum. 

Itsy bitsy spider

Bütün çocuklar bayılıyor bu şarkıya. Baby TV'den bu yana pek çok yerde animasyonlarını da izledik ve hep çok sevdik. Şimdi büyük bir hizmet olarak :-), şarkının sözlerini ve farklı tarzlarda yapılmış versiyonlarını paylaşıyoruz.

"The itsy-bitsy spider
Climbed up the water spot,
Down came the rain 
And washed the spider out
Out came the sun
And dried up all the rain 
And itsy-bitsy spider
Climbed up the spout again"

Çocuğumun boyu ne kadar uzun olacak?

Çocuğumun boyu ne kadar olacak acaba? Bu soru pek çok ebeveynin sorularından biri olmuştur. Ailedeki uzun boylular anılıp "acaba ona mı benzeyecek" ya da kısa boylular işaret edilip "belki de ona benzer" diye düşünülür, konuşulur. İşte size bir hesaplama yöntemi... Buradan çocuğunuzun 18 yaşına geldiğinde aşağı yukarı ne kadar boyda olacağını görebilirsiniz. Bunun çok önemi var mı? Bence yok ama merak edip deneyen ebeveyn sayısının yüksek olacağına eminim. 

Kırlangıç yuvası

Kırlangıçların fotoğrafını çekmemiştim. 
Bu, başka bir vesileyle fotoğrafladığım 
bir martı dostumuz.
Bir sabah Ada ile okula giderken evin otoparkında kuş sesleri duyduk. O kadar güçlü yankılanıyordu ki Ada ile durup uzun uzun dinledik. Kuşlar otoparkta olmalıydılar. Biz kapısını açınca da iki kırlangıcın uçarak dışarı çıktığını gördük. Ada'yla durup arkalarından baktık. Sonra fark ettik ki minicik bir yuva yapmışlar bizim otoparka. Bir borunun üstüne, bir kuytu köşeye... İki kırlangıç gidip gelmeye başladılar her gün. Otoparkta hep onların cıvıltıları... Her dışarı çıktığımızda baktık yaptıkları yuvaya, Ada'ya gösterdik. Kuşların ana göç yollarından birinin üstüne kurulan sitelerden biri olduğundan -utancımız ve verdiğimiz zararın bilinci baki- sitemizin bu minik misafirlerine çok sevinmiştik.  
Ancak bir akşamüzeri eve dönüşte yuvanın yerinde olmadığını fark ettiğimde başımdan kaynar sular döküldü.

Çocukla çocuk olmak...

Çocukla çocuk olmak, aslında iyi bir şey olabilecekken kötü bir anlam içerir. Yani aslında çocukla çocuk olup birlikte yerlerde yuvarlanabilirsiniz, çocukça eğlenceler yaratabilirsiniz ya da çocukla siz de çocuk gibi davranarak kim bilir ne güzel kahkahalar atabilirsiniz. Ama "çocukla çocuk olmak" bizde biraz olumsuz anlam taşır. Olgunluğuna yakışmayan bir davranış yapan kişiye "çocukla çocuk olma" diye sitem edilir. İşte bu olumsuz anlamda kullandım ben de bu yazının başlığını. Çünkü ben de "çocukla çocuk oldum" ve çok mutsuzum. 
Ada bir süredir ciddi bir kıyafet takıntısı edindi. Önce kısa kollu giymek için başladı tutturmalar. Sonra gömleğe taktı, gömlekten başka bir şey giymesini teklif ettiğimde koskocaman reddetti. Her geçen gün ise bu konudaki ısrarı artıyor ve gözümün önünde egosu büyüyor. Şimdiye kadar onun kıyafetleri konusunda çok az ısrarcı oldum, bu davranışını pekiştirmekten çekinip çok fazla tartışmaya girmedim. Genellikle onun da isteyeceği şeyleri baştan seçerek onu mutlu ettim. Ama bu sabah işler çığrından çıktı.

İLK HAYAT'IM

(Advertorial içeriğidir.)
Bebeğinizle geçirdiğiniz her an çok önemlidir; özellikle de "ilk anları" hayat boyu unutulmaz. İlk bakışı, ilk adımları, ilk kelimesi bir ömre bedeldir. Peki, bebeğinizin ilk’lerinden oluşan bir video yapmak ister misiniz? Hayat Su, Bebeğimle Hayat Facebook sayfasında bu özel anları unutulmaz kılmak ve sevdiklerinizle paylaşabilmeniz için İlk Hayatım video uygulaması hazırlamış.


Çocuğa para kavramını öğretmek

Biriken paralar...
Paranın önemsiz olduğu bir hayat yaşamıyoruz biz. Neredeyse sağlığın bile parayla satın alındığı bir dünyanın insanlarıyız. Böyle bir dünyada çocuğa para kavramını öğretmek de zorlu gerçekten. Hem satın almadığımız/alamadığımız şeyler için üzülmesin, ezilmesin diyoruz; hem de sınırları bilsin, sahip olduklarına değer versin istiyoruz. İşte bu hedefle Ada'ya para biriktirmeyi öğretmeye karar verdik. Bir arkadaşının hediyesi olarak minik bir kumbara geldi evimize geçenlerde. Biz de Ada'ya sadece anne ve babadan almak şartıyla bozuk paraları biriktirebileceğini anlattık. Hedef bu kumbarada biriken paralarla canı ne isterse alabilmesiydi tabii. Ada'nın araba tutkusunu herkes biliyor. Sürekli araba talep ediyor. Biz de ona artık yeni bir araba alamayacağımızı, zaten çok fazla arabası olduğunu söyleyip duruyoruz. Kumbarada biriken paralarla ne isterse alabileceğini söylediğimizde de elbette "araba alacağım" dedi Ada. 

Bir kayıpla yüzleşmek

Ada, 2011 yazında büyük anneannesiyle...
Ölüm nedir iyi bilirim. Birini kaybetmekten daha acısı onu özlemektir ve bu özlemin hiç giderilemeyeceğini bilmek ne zordur. Ben gerçek bir kayıpla 20'li yaşlarımda karşılaştım. Kalp ağrısını, burun sızlamasını o zaman tattım. O kadar acıdı ki içim, artık kolay kolay acıtamaz oldu diğer küçük kayıplar. Bu öyle zorlu bir süreç ki, dilerim Ada böylesine büyük bir acıyı daha olgun zamanlarında yaşar. Tabii dilemek yetmez, dünyanın düzenini öğrenebilmesi ve doğallıkla kabullenebilmesi için Ada'yı "ölüm" konusunda "pişirmek" gerektiğini de düşünüyorum. Üstelik geçtiğimiz hafta anneannemi kaybettik. Hatta Ada ile onu görmeye giderken yolda geldi haber. Kendisini göremedik ancak cenaze törenine yetişebildik. O sırada Ada ile nasıl konuşmam gerektiğini düşünürken fark ettim ki, aynı Yoda öldüğü zaman olduğu gibi, Ada bir üzüntü olduğunu fark etti ama hiç bu konuya dair soru sormadı. Onun evinde olduğumuz halde, "Büyük anneanne nerede" bile demedi. Olayla yüzleşmek istemediğini tahmin ediyorum ve ilk fırsatta detaylı olarak pedagoğumuza danışacağım. Ama bu arada çocuklara ölüm konusunu nasıl anlatmak gerektiği üzerine okuduklarımdan öğrendiklerimi sizinle paylaşabilirim.

Hayal gücü ve yaratıcılık

Ada, Oyuncak Müzesi'ndeki Dedio Yaratıcı Eller Atölyesi'nde
Dedio Yaratıcı Eller ahşap atölyelerini çok seviyoruz. Pinokyo ve oyuncak tren yapımı atölyelerinde sadece Ada değil, anne-baba olarak biz de çok eğlendik. Ailece zımparalama, parçaları birleştirme, kesme, çakma işlerinden büyük keyif alıyoruz. Elbette bu süreç, yaratıcılığa da büyük katkı sağlıyordur. Ancak bu beklentiyi abartanlardan birini bu etkinliklerden birinde gördüm ve açıkçası rahatsız da oldum.
Atölye çalışmasına gittiğimizde, Ada ile aynı yaşta ikizleri olan bir anne daha vardı. Bekleme süreci boyunca çocuklara "sizce bu nedir", "bu resimdeki çadırın içinde ne olabilir"le başlayan "düşünme" sorularını arka arkaya sordu. İlk başlarda güzel bir oyun gibiydi. Çocuklar şevkle yanıt veriyor, gerçekten de ilginç fikirler paylaşıyorlardı. Ancak soruların ardı arkası kesilmeyince çocuklar en sonunda artık tek kelimeyle "sallamaya" başladılar. O zaman fark ettim ki öğrendiğimiz bir doğru, gereksiz tekrarlandığında faydasını yitirebiliyor. Kadının hayal kurmaya böylesine teşviği, çocuklar üzerinde olumsuz bir etkiye sahip midir bilmem ama onları sıktığı ve bizi de gürültüye maruz bıraktığı için rahatsızlık verdiği bir gerçek. Buradan hareketle çocuklarda yaratıcı düşünmeye teşvik üzerine biraz okudum. Sizinle bazı önemli noktaları paylaşabilirim.

Müjde; onlar artık kardeş!

Kırçıl ve Köpük, bir yastıkta...
Ada'nın Köpük ve kedilerden değil ama Köpük ve kedilerin Ada'dan çekmişliği çoktur bizde. Emeklediği ilk günlerde, aylardır içinde sakladığı hırsla melek kedimiz Kısa Kuyruk'umun kuyruğunu, kafasını çekiştiren Ada, büyüdükçe hiçbir eziyetten kaçınmadı. Bisikletini hayvancıkların üstüne sürmeler, oyuncaklarını Köpük'ün yatağına dizip onu yatağından etmeler, kuyruk, kulak çekiştirmeleri... Hatta zaman zaman Ada'nın hayvanları sevmediğini bile düşünüp utanmıştık kendi kendimize. Öyle ki, pek çok zaman ısrarla bir şey yedirmek istediğimizde "tamam o zaman Köpük'e ver" diyerek o kocaman lokmayı hoop diye yuvarlatmışızdır Ada'ya. Ancak geçtiğimiz hafta sonu gözlerimizi yaşartan bir manzara ile karşılaştık. Bir geceliğine kar tatili yapmak için evden giderken, Köpük'ü de veterinerimizin kliniğine bıraktık. Köpük bizim arkamızdan kapıdan öyle içli baktı ki, bendeki yaşlar boşandı tabii. Malum, biz ayrılık törenlerini sevmeyen bir aileyiz. Bu arada benim ağladığımı kesinlikle görmeyen Ada başladı babasıyla beni azarlamaya: "Köpük de karda koşmayı çok sever. Onu neden bırakıyoruz ki? Onu bırakırsak o da bize küser..." İşte o an, kendi duygusallığım dorukta ve ağlıyordum ama muhteşem bir de haz duydum. Ada, Köpük'ü çok seviyordu! Onu bir şekilde ikna ettik kötü bir şey olmadığına ama aralarındaki bağın gücünü görmek bana çok iyi geldi. Tatilden dönüşte de Kırçıl kapının önünde bizi bekliyordu. Görünce tüm siteyi ayağa kaldıracak güçte miyavlamaya başladı. Ada ne yaptı dersiniz? Koşup Kırçıl'a adeta sarıldı. "Biz geldik, tamam, tamam, sakin ol"... Nasıl bir şefkat, nasıl bir sıcaklık... Benim oğullarım artık gerçekten kardeş oldu! 

Benim! Hayır, benim!

Ada Eylül 2012'de yuvaya başladı. Ondan önce yuva bizim eve geliyordu diyebiliriz. Siteden Ada ile aynı yaşta iki arkadaşı -Ceren ile Melis- ile birlikte harika bir düzenleri vardı. Sabah ve öğleden sonra olmak üzere, hava güzelse bahçede ve parkta; hava yağışlı ya da soğuksa evlerimizde buluşuyorlardı. Hatta bazen birlikte öğle yemeklerini yiyorlardı. Bu düzen, Ada, Melis ve Ceren için çok yerinde bir ön çalışma oldu. Arkadaşlık etmek, oyuncakları, mekanları paylaşmak ve daha pek çok konuda bir çeşit "okul öncesi eğitim" yerine geçti. Gerek evimizdeki dört ayaklı kardeşleri, gerekse hayatını, evini, bahçesini, oyuncaklarını ve daha pek çok "değerli" şeyini paylaştığı Ceren ve Melis sayesinde, Ada çok erken yaşta paylaşma kavramıyla tanıştı. "Birbirimizin elinden bir şey çekmek yok" cümlesi, Ada'nın paylaşmakla ilgili sembol cümlesi oldu.

Ada fotoğrafçı oldu

Ada ile birlikte harika bir yeni yıl serüveni yaşadık. Aralık ayının başında ağacımızı süslediğimiz günden bugüne, defalarca hediye aldı, sayısını hatırlamadığım kadar kez noel baba ile buluştu. Bir aydır Noel Baba'nın evimize gelip gitar getireceği günü bekliyor. Okuldaki yılbaşı partisi ise bambaşka bir hikaye. 
Bu yıl yeni yıl coşkusu Ada için doruklardaydı. Okuldaki partide aldığı hediye fotoğraf makinesiydi. Ada bayıldı! Boynuna takıp kırk yıllık fotoğrafçı misali ortalarda dolaşması hepimizi yerlere serdi. Hiç fena da çekmiyor doğrusu. Makineyi eline aldığı ilk akşam Nişantaşı'ndaki süslemeleri görmeye gittik. Aydınlatmalar, renkler, süslemeler çok güzeldi. Ama Ada'nın kadrajına öncelikle yine arabalar girdi tabii. "Dur ben şu arabayı bir çekeyim" diyen dili reddetmek mümkün olmadı. Nişantaşı gezisinin bir kısmında elalemin  arabasını, motosikletini falan fotoğrafladık. Çok ama çok eğlendik.