Babalar ve oğulları

"Anne ben ne zaman kız olacağım?" Al bakalım kocaman bir soru! Eşcinsellikle ilgili en ufak bir olumsuz algım olmamakla birlikte oğluma; "Sen erkek olarak doğdun, hep erkek olacaksın" dedim. Oğluma böylesine "kalıp" bir cümleyi kurabilmem içimi burktu tabii. Bir yandan da bu soru beni düşündürdü: Ne olmuştu da, oğlum bir gün "kız" olacağını düşünmüştü. Anlaşıldı ki rol modeli benim.  

Aynı dönemde bir pedagogdan randevumuzu almış, Ada'yı tanıştırmak için götürmeye karar vermiştik. Bu soruyla da birlikte merakımız yükseldi ve randevu günü uzmanın görüşlerini heyecanla dinledik. Öğrendiklerim arasında beni şaşırtan en önemli şey, Ada'nın öfkeli bir çocuk olduğunu söylemesi oldu. Uyumlu, sakin bir çocuk olarak tanıdığımız Ada'nın öfkesini boşaltabilmesi için oyun hamuruyla oynamasını, yüksek sesli müzikle dans etmesini, davul çalmasını ve uygun fırsatlarda yüzmesini önerdi. Biraz büyüyünce de aikido ya da jimnastiğe yönlendirmemizin iyi olacağını söyledi. Meğer Adacık, kurallara uyuyor, söz dinliyor ama aslında enerjisini içinde biriktiriyormuş. Şimdi bunu atmak için elimizden gelen çabayı gösteriyoruz.
Bu görüşmede öğrendiğim önemli şeylerden bir diğeri de, baba-oğul ilişkisinin değeri oldu. Bunu bilmiyor değildim elbette ama insan kendi hayatına o kadar uzaktan bakamıyor herhalde. Öncelikle müjdemi vereyim; "gelin-kaynana" sorunu bir kader değilmiş. Erkek çocuk annelerinin çocuklarına düşkünlüğü bir yana, erkek çocukların eşlerine sorun yaratacak derecede anne düşkünü olmaları tamamen çocukluk dönemlerinde babalarının üstlendikleri rolle ilgiliymiş. Çünkü evde baba figürü ne kadar silikleşirse ya da çocuktan ne kadar uzak kalırsa, çocuğun anne bağımlılığı da o kadar artıyormuş. İlkel bazı yaklaşımlar bu durumu erkek çocukların eşcinsel eğilimler göstermelerine bile vardırıyor ama ciddiye almaya değmez elbette. Özetle, baba ne kadar çocuğun hayatında olursa, çocuğun annesine düşkünlüğünün bir sorun düzeyine ulaşması engelleniyormuş. 
Erkek çocuklar, her ne kadar hep annelerine düşkün olarak bilinse de bu tutumu güçlendirenler de yine ebeveynler oluyor aslında. Özellikle anneler babaların hep geri planda kaldıklarından şikayet ederlerse de, zaman zaman kendileri de bu durumun baş öznesi oluveriyorlar. Gerek babanın çocuğa tutumunu yeterince "kendileri gibi" bulmadıklarından, gerekse babanın zaten "yan cebime" tavırlarından çocuklar babalarıyla ama aslında babalarından uzakta büyüyorlar. Kız çocuklar için babalarıyla ilişkileri, ileride hayatlarına alacakları erkek arkadaşları/sevgililerinin karakterini belirleyecek kadar değerli. Erkek çocuklar için ise neredeyse bütün sosyal ilişkileri ve dış dünyada edinecekleri yer bu süreçle belirleniyor. Pedagoğun bize önerisi açık ve netti: Ada, babasıyla yalnız başına zaman geçirecek! Ve hatta, anne olarak ben, baba-oğulu birbirine eşleyen yorumlar yapacağım: "Bizim evin erkekleri alışverişe gider", "ağır torbaları erkekler taşır", "bizim evin erkekleri arabaları sever" gibi. Aslına bakılırsa, Ada babasıyla zaten zaman geçirebiliyordu. Ama benim yanlarında olmam ya da olmamam büyük fark yaratıyormuş. Bu nedenle önemli olan, benim ortalarda olmadığım fırsatları değerlendirmeleri.
Pedagog, Ada'nın babasıyla yalnız zaman geçirdiğinde yapabilecekleri şeyleri de düşündürttü bize. Seçenekler arasından baba-oğul fotoğraf çekmeye gidebileceklerine karar verdiler. Şimdi yılbaşı hediyelerinden biri bir fotoğraf makinesi olacak. Baba-oğul, birlikte fotoğraf çekmek üzere küçük geziler yapacaklar. Kim bilir, belki ileride birlikte hafta sonu turlarına bile giderler. Ben mi? Kesinlikle kıskanacağım. Hemen ben de anne-oğul birlikte zaman geçireceğim bir hobi bulmalıyım. 

2 yorum:

  1. Pedagog ziyareti ilgincmis.Bu konuda ayrintili bilgi almak icin tezim biter bitmez arayacagimdir:) Tez de son 10 gun, bitmezse Melis, ana kiz iliskisini unutucak :)

    YanıtlaSil
  2. Bekliyorum :-) Çok kolay gelsin...

    YanıtlaSil