Yağmurcu Prens

Gök gürültüsü bizim evde bir eziyettir. Köpük, aklını kaçırmışcasına korkar. Hangi saatte olursa olsun, gök gürültüsünü herkesten önce fark eder ve kendini banyoya kapatmaya çalışır. Bacakları yaprak gibi titrer, hırlar, ağlar, kapıları tırmalar... Çok küçük yaşlarında yeterince üstüne düşmediğimiz için olsa gerek, Köpük'ün şimşek fobisi hiç azalmadı ve hepimizi çok üzüyor. Köpük'ün bu tutmundan olsa gerek, Ada gök gürültüsünü pek dert etmiyor. Ama ormana yakın oturduğumuzdan bazı zamanlar beni bile ürkütecek denli kocaman sesler duyabiliyoruz. İşte o zaman Ada'ya sarıldığımız, sakinleştirmeye çalıştığımız oluyor. 
Geçtiğimiz günlerde bir kitapla karşılaştık. Adı Yağmurcu Prens. Marsık Yayıncılık'tan çıkan bu kitap, bize yağmurun, gök gürültüsünün sebeplerini harika anlatıyor. Gök gürültüsünden korkan minikler için süper bir çözüm olabilir. 
Siz kitabı alıp mutlaka okuyun ama ben size kısa bir tüyo vereyim: Yağmurcu Prens, bulutların üstünde dolaşıp muslukları açıp kapatırmış. Açınca yağmurlar yağar, kapatınca dururmuş. Ama bu zorlu işi yaparken bazen yorulup uyuyakalırmış ve çok fazla yağmur yağarmış. O zaman gök gürüldeyerek Yağmurcu Prens'i uyandırır, muslukları kapatmasını söylermiş. Gürültüyü duyan Yağmurcu Prens de muslukları kapatır, yağmuru durdururmuş. 

Babalar ve oğulları

"Anne ben ne zaman kız olacağım?" Al bakalım kocaman bir soru! Eşcinsellikle ilgili en ufak bir olumsuz algım olmamakla birlikte oğluma; "Sen erkek olarak doğdun, hep erkek olacaksın" dedim. Oğluma böylesine "kalıp" bir cümleyi kurabilmem içimi burktu tabii. Bir yandan da bu soru beni düşündürdü: Ne olmuştu da, oğlum bir gün "kız" olacağını düşünmüştü. Anlaşıldı ki rol modeli benim.  

Noel Baba ile buluşma

Noel Baba takıntımdan herkesin haberi var artık. Bugün de bence harika bir fırsatı değerlendirip Ada'yı Noel Baba ile buluşmaya götürdük. Nerede mi? Marmara Forum AVM'de... 7 Ocak'a kadar tüm çocuklar Noel Baba ile tanışabilir. AVM içinde en az 100 TL'lik alışveriş yapan tüm çocukları minik bir labirent ve labirentin sonunda da Noel Baba bekliyor. Daha çok Noel Abi. Pek zayıf, pek genç ama çocukları sevinçten delirtmeye yetiyor. Noel Baba labirentin sonunda çocuklara hediyeler de veriyor. Ada bayıldı. Labirente kaç kez girip çıktığımızı hatırlamıyorum bile. 

Noel baba ne getirsin?

Çocukluğunu iyi hatırlayanlardanım ben. Çocukluğumun en güzel anılarında yılbaşı kutlamaları da yer alır. Hediyelerin heyecanı bir yana, kocaman bir masanın etrafına toplanan akrabalar, harika yemekler... Yalnız yaşamaya başladığımda bir makarna bile pişirmeyişim bundandır belki, ben yemeğin kalabalıkla yeneceğini bilenlerdenim. Yemek bir ritüeldir. Birlikte oturulur bir sofraya, birlikte yenir, birlikte kalkılır. Özel günlerde bu daha da değerlenir tabii. Masa ne kadar büyürse keyfi de o kadar büyür. Böylesine alışmış birine yalnız yemek yemeyi sevdirmek mümkün mü?
Çocukluğumun en güzel anılarından bir diğeri de batıl inançlarımdı benim. Diş perisinin dişime karşılık para verdiğine, noel babanın en çok istediğim oyuncağı bildiğine inanmak tarifsiz bir mutluluktu. Şimdi aynısını Ada'ya yapıyorum ben de. Pedagoglar buna ne der, çocukları masal kahramanlarının gerçekliğine inandırmanın onlara bir zararı olur mu gibi konulara hiç girmiyorum. Ben öyle mutluydum ki, aynı mutluluğu o da yaşasın istiyorum. 
Ada'ya bu yıl Noel Baba gitar getirecek. Akşamları yatakta söylüyoruz yüksek sesle. Noel Baba da bizi duyacak elbet. 1 Ocak sabahı ağacımızın altına bırakacak gitarımızı. Ve o sabah yataktan kalkıp hediyemizin gelip gelmediğini kontrole giderken tarifsiz bir heyecan ve mutluluk yaşayacağız. Belki de anneden iki damla mutluluk gözyaşı...