Hoşçakal demenin ağırlığı

Ada okula büyük bir sevinçle başladı. İlk günden hemen elimi bıraktı, koştu sınıfa. Bana öyle bir "görüşürüz anne" dedi ki, zaman zaman "bu çocuk nasıl oluyor da beni bu kadar rahat bırakabiliyor" diye hafif kıskançlıkla sorguladım. Ama korkulan oldu. Ada okula başlamasının birinci ayında, aniden "gitme, benimle kal" ağlamalarına başladı. Ağlama dediysem sakın sıradan bir ağlama sanmayın. Dudaklarını büzerek, ellerime sımsıkı sarılarak, titreyerek... Adeta bir kriz yaşanıyor. "Alt tarafı bir yuva, bir çocuğu bu kadar ağlatmaya gerek var mı?" diye sorguluyor insan. "Onun gözünde yaş olmasın diye dünyayı yıkarım diyorsun, sonra sen onu ağlatıyorsun", "Ağlaya ağlaya okulda kalmasının ne faydası olacak?", "kötü bir anneyim ben kesin", "Ada şu anda hayatının en büyük travmalarından birini geçiriyor"... Endişeler, endişeler... 



Uzun uzun konuştuk Ada'yla. Öğretmeni de konuştu. Büyükler işe gider, çocuklar okula dedik. Anlattık, anlattık... Bu konuşmalar sırasında ikna oluyor ama okulun önüne geldiğimizde basıyor yine yaygarayı. Okulu sevdiğini, öğretmeniyle, arkadaşlarıyla bir sorunu olmadığını bilmek biraz içimi rahatlattı. Bu sayede o en trajik sahnede bile Ada'yı bırakıp çıktım. Öyle ki, Ada'yı bıraktıktan sonra içimde bir kurt, beni kemiriyor. Bacaklarım titriyor, korkunç bir şey yapmışım gibi bir karanlık üstümde... Öğretmeni beş dakika sonra arıyor beni, "hemen sustu" diyor. İçimi rahatlatıyor. Ama bendeki duygu geçmek bilmiyor. Birkaç gün içinde anladık ki Ada'nın derdi "hoşçakal" demek. Okulunu seviyor, orada olmak istiyor ama beni de yanında istiyor. Haftasonları yaptığımız gibi, aktivitelere birlikte katılalım istiyor. 
Belki bir çözüm olur umuduyla Ada'yı servise yazdırdık. Sabahları evden alıyor servis. Ben de servisin gelme saatinden önce evden çıkmaya başladım. Dolayısıyla öyle uzun uzadıya "hoşçakal" töreni yok artık. Bu çok iyi geldi. Yine zaman zaman söyleniyor Ada. Eve geldiğinde bana telefon açıp "şimdi yanımda olmanı istiyorum" diyor. İnsanın içi parçalanıyor tabii. Sürekli kendini sorgula dur. "Doğru" diyor insan, "neden buradayım", "neden çocuğumun yanında değilim ki?" 
Birkaç gündür ise "karnım ağrıyor" demeye başladı. Hatta bu sabah "okulda da ağrırsa" diye endişelendi. Sanırım "okula başlamak", sadece "okula başlamak" değil. Bu aynı zamanda "büyümek" demek. Bu da anne ve babalar için ikilemler, sorgulamalar, duygusal zorlanmalar... Büyümek gerçekten çok zor!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder