Sokak hayvanları da bizim çocuğumuz

Şimdi yeni moda doğal sevmek, organik beslenmek falan ya... Hani herkes elmasını organik pazardan, domatesini İpek Hanım'dan alıyor. Mavi kapakları topluyor, çöplerini ayrıştırıyor... Ne kadar güzel değil mi? Peki bunları yapan insanların ne kadarı hayvanlar üzerine de düşünüyor. Ya da bu doğal sevdası aslında insanın kendisine hayrından mı? 
Sokaktaki kedi köpek nüfusunu bilmiyoruz. Kim bilir kaç can geceleri başını sokacak bir yuva, acıkınca yiyecek bir avuç mama, susayınca içecek bir yudum su bulamıyor. Memeli ve sıcak kanlı canlılar olduklarından da biliyoruz ki, aynı insanlar gibi, kediler ve köpekler de ilgiye/sevilmeye "ihtiyaç" duyuyor. Kim bilir kaç can "başımı okşar" umuduyla yaklaştığı insandan en hafifinden tekme yiyor. İşte böyle bir ortamda, bazılarımız sokaktaki hayvanlarla ilgilenmek durumunda kalıyor. Çünkü onlar en az bir kedi ya da bir köpeğin gözlerinin içine bakmışlar. En az bir kedi ya da köpeğe sıcaktan bunaldığı bir anda su vermiş ve bir hayvanın teşekkürünü alabilmişler. İnsan, yardıma muhtaç birinin feryadına da şükranına da kayıtsız kalamaz. İşte ben de onlardan biriyim. Bize  "deli" gözüyle bakanlara ne demeli... İnsanlar kendi körlüklerini sorgulamak yerine, başkalarının hassasiyetlerini yargılamayı tercih ediyor. Daha kolay tabii. 

Şimdi yeni bir yasa taslağından söz ediliyor. Sokak hayvanlarının topluca öldürülmesinden, evdeki hayvanların bile başına bir dert gelmesinden endişe edilecek bir metin... Kabul edilmesi olanaksız! Ama adım kadar eminim, birileri bir yerlerde "Ama bizim sokakta bir sürü köpek var. Sürekli havlıyorlar. Hem ben çok korkuyorum. Yürüyüş bile yapamıyorum" diyor. Peki soruyorum: Kesinlikle zararsız olan bu hayvanların sırf sen korkuyorsun diye öldürülmesine hangi vicdan kırıntınla göz yumacaksın? Hangi vicdan, karnını doyurup güvenle uyumaktan başka bir talebi olmayan bu canların toplanıp adeta esir kampları olan "barınaklara" ve ne idüğü belirsiz "yaşam parklarına" gönderilmesine göz yumar? (Barınakları, bir çeşit "huzurevi" sananlara biraz internette dolaşmalarını öneriyorum. Yürekleri kaldırabilirse tabii.) 
Peki insanların korkusuna ne mi yapalım? Öncelikle, hayvan korkusu bir fobi türüdür. Tedavisi mümkün. "Çocuklar korkuyor" diyenlere de bir sözüm var. Korku öğrenilir. Sen korkarsan çocuğun da korkar. Çocuklara sokakta en son korkacağımız varlıkların hayvanlar olduğunu öğretin. Gönül rahatlığıyla... Onlar değil mi ki, tecavüz edene, kulaklarını kesene, zorla dövüştürene, canlı canlı karnındaki bebeğini alana, türlü eziyetler edene bile zarar vermiyor; sizin çocuklarınıza da vermez. Her havlayan köpeğin "saldırgan" olduğunu sanmak, sizin bilgi eksiğiniz. Ve bu nedenle bile kaç köpeğin canına kıyıldı. 
Çocuklarınıza hayvanları sevmeyi öğretin ki, sokaklarda sahipsiz, aç ve hasta hayvan kalmasın. Evlerde bakılan hayvanların çiftleşmek istediğinde "rahatlasın" diye gönderileceği sokak hayvanı olmasın. "Çok doğurdu bu kedi" diyerek, daha emen yavruları bir poşete doldurup, üstelik ağzını da bağlayıp çöpe atmasın. "Bakamıyoruz artık", "eve zarar da veriyor" diyerek bir heves aldığı hayvanı otoyol kenarına ya da ormanda hem de bir ağaca bağlı olarak bırakmasın. Koltukları tırmalıyor diye kedisinin tırnaklarını çektirmesin. Evi kirletiyor diye balkonun beton zeminine mahkum etmesin... 
Şimdi diyorum ki, sokağımızdaki hayvanlar bizim komşularımız. Önce bu konuda anlaşalım. Onları çoğaltan, sokağa atan, çöplerimize mahkum eden biziz. Bir sorununuz varsa, bunu yaratan insanlarla çözün bu sorunu. Sahibi olduğu hayvanı kontrolsüz ve sorumsuz şekilde doğrurtan, pet shop gibi ahlaksız bir düzenle olur olmaz insanlara sırf para kazanma arsuzuyla hayvan satışı yapan, bir şart olan kısırlaştırma ve aşılama gibi hizmetleri yerine getirmeyen otoriteye gidin. Derdimizin kaynağı onlar. Bizim canlarımız değil.    
Şimdi biz, 30 Eylül'de Galatasaray Lisesi'nin önünde olacağız. Evimize hepsini sığdıramadığımız doğru ama onlar da bizim çocuklarımız. Ve çocuklarımızın öldürülmesine göz yummayacağız.  
Barınak Gönüllüleri Derneği'nin paylaştığı bir video bugün hala çok anlamlı. Belki bakamayan ve göremeyen gözler de görür bu acıyı. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder