Sokak hayvanları da bizim çocuğumuz

Şimdi yeni moda doğal sevmek, organik beslenmek falan ya... Hani herkes elmasını organik pazardan, domatesini İpek Hanım'dan alıyor. Mavi kapakları topluyor, çöplerini ayrıştırıyor... Ne kadar güzel değil mi? Peki bunları yapan insanların ne kadarı hayvanlar üzerine de düşünüyor. Ya da bu doğal sevdası aslında insanın kendisine hayrından mı? 
Sokaktaki kedi köpek nüfusunu bilmiyoruz. Kim bilir kaç can geceleri başını sokacak bir yuva, acıkınca yiyecek bir avuç mama, susayınca içecek bir yudum su bulamıyor. Memeli ve sıcak kanlı canlılar olduklarından da biliyoruz ki, aynı insanlar gibi, kediler ve köpekler de ilgiye/sevilmeye "ihtiyaç" duyuyor. Kim bilir kaç can "başımı okşar" umuduyla yaklaştığı insandan en hafifinden tekme yiyor. İşte böyle bir ortamda, bazılarımız sokaktaki hayvanlarla ilgilenmek durumunda kalıyor. Çünkü onlar en az bir kedi ya da bir köpeğin gözlerinin içine bakmışlar. En az bir kedi ya da köpeğe sıcaktan bunaldığı bir anda su vermiş ve bir hayvanın teşekkürünü alabilmişler. İnsan, yardıma muhtaç birinin feryadına da şükranına da kayıtsız kalamaz. İşte ben de onlardan biriyim. Bize  "deli" gözüyle bakanlara ne demeli... İnsanlar kendi körlüklerini sorgulamak yerine, başkalarının hassasiyetlerini yargılamayı tercih ediyor. Daha kolay tabii. 

Şimdi okullu olduk...

Ada'nın sınıfının adı Damlalar
Sonunda o büyük gün geldi. Haftalardır konuştuğumuz, hazırlana hazırlana bitiremediğimiz okul günü geldi çattı. Sabah erkenden uyandı Ada. Heyecandan olduğu sanılmasın, o bir rutin. Bir klasik olarak çizgi filmlerini izledi, ufak tefek bir şey atıştırdı. Yeni kıyafetlerini giydi. Bu arada ilk günü için özenerek aldığım kıyafetleri havanın birden yağmura dönmesi sebebiyle giyemedi. Vee, artık büyüdüğü için kendisine aldığımız "çocuk parfümü"nden sıktı. Ama ne neşe! Zaten Ada için okul bahane, parfüm şahane! Derken yola çıktık ve okula geldik. Ada okulunun kapısına gelince biraz heyecanlandı. Elime sıkı sıkı sarıldı. Ama hızla sınıfımıza çıktık ve oradaki arabaları görüp oynamaya başlayınca rahatladı. Yavaş yavaş bütün çocuklar sınıfa gelmeye başladılar. Kimi annesiyle, kimi babasıyla, kimi ablasıyla... 

Kim daha heyecanlı?

Ada okula başlıyor. Geçen yıl okulun bir ihtiyaç haline geldiğini fark etmekle birlikte, evde ablasıyla da keyfinin yerinde olduğunu düşünmüş, evine oyuncaklarına doysun diyerek bir okula vermemiştik. Geçtiğimiz Haziran ayında ise okulunu belirledik Ada'nın. Evimize yakın ama yürüme mesafesinde olmayan bir okul: Mutlu Adımlar. Servisle gidip gelecek. İlk kez okullu olacağı için şimdilik yarım gün. Sabah 8.00 - 9.00 gibi okulda olacak, kahvaltısını edecek. Öğlen saat 13.00 gibi de okuldan çıkıp eve gelecek. Öğle yemeği de okulda. 
Bugün okulda anne babalarla tanışma toplantısı vardı. Öğretmenlerini, sınıflarını tanıdık. Ada "Damlalar" sınıfında olacakmış. Aman o nasıl bir sınıf... Tavandan kartondan yapılmış bulutlar sarkıyor. Bulutların ucunda damlalar... Duvarlarda resimler, mini minnacık koltuklar, bol bol oyuncaklar... Öğretmenleri aşağıya inelim demese, ben sınıfta mutluyum. Sonra toplantı başlıyor.