Gerçek tatil doğanın kucağında olurmuş

Yıllardır söylerim; tatil rutinden uzaklaşmaktır, yapageldiğinin dışında bir şeyler yapmaktır. Yoksa dünyanın neresine gidersen git, kafanın içindekilerin hamallığını yaparsın; o yaşadığın da tatil matil olmaz. İşte tekne gerçek bir tatil vaadediyor. Tabii sen de istersen. Teknedeki hayat öyle bir hayat ki, rutinin dışına çıkarmakla kalmıyor, bambaşka diyarlara taşıyor insanı. Önce doğayla iç içe olmak üzere kendinizle bir anlaşmanız olması lazım ama. Çünkü teknede asıl keyif, kendini doğaya bıraktığında başlıyor. Tekneye bindiğin anda gündemin güneş, deniz, balıklar, rüzgar ve yakamoz olmalı. Hangi koyda demir atacağına, ne zaman demir alacağına bile sen bakmayacaksın. Sen hereket edileceği zaman çıkarsın sudan, demir atıldığında atlarsın suya... Gerisi de seni ilgilendirmemeli.
Saatin tik takıyla değil, gerçekten günün ritmiyle hareket etmeli orada. Gece güvertede uyursun püfür püfür bir esintiyle. Sabah güneşin doğuşuyla uyanırsın, o koyda güneş nereden doğar, nereden batar iyi bilirsin. Sabah gözünü açtığında yüzünü yıkamak için yine suya atlarsın. Maskeyle bakınca gördüğün balıklar, deniz kaplumbağaları, hatta ahtapotlar keyfine keyif katar. Kısa süreliğine de olsa onların dünyasına girdiğini bilirsin, bu misafirliği saygıyla sürdürürsün. 
Çocukla tekne ise ayrı keyif. Çocuğun peşinden koşmak yok! Zaten küçücük bir mekanda hep berabersin. Öyle bir yer ki, hem çocuğun özgür - yapma, etme, tutma yok- hem de her şey kontrol altında. Sonra gün bereketli orada. Sıkılmadığın upuzun bir gün; çünkü gün, güneşin doğumuyla başlıyor. Gün boyu istersen oku, istersen yüz, istersen öylece dal uzaklara bak, bol bol düşün. Zaman sırtına binen bir yük olmadan geçiyor orada. Kıyılara bak, ufka bak, uçan kuşlara, dağın yeşiline... Çocuğuna güneşin doğuşunu öğret, onu gece denize girmenin büyüsüyle tanıştır. Açıkhavada uyuyan çocuk "büyüyor" bir kere. Yıldızları izlemeyi öğreniyor. Cırcır böceklerinin sesine, yakamoza hayran olabiliyor. Doğanın ritmini keşfediyor ki daha ne olsun. 
Teknede, şehir hayatında önemli olan pek az şeyin önemi var. Giyinmenin sadece ihtiyaç olduğu bir yer orası. Yemek saatle yenmiyor orada, karnın gerçekten acıkıyor. Acıkınca oturuyorsun sofraya. 
Akşam sofralarının ise keyfi bir başka. Akşam yemeği öyle uzun sürüyor ki yemeğe çocuklarla başlıyorsun, sofradan kalktığında çocuklar saatlerdir uyuyor oluyor. Yemeğin temeli sohbet tabii. Şarkılara dalıp tutup çıkardığın bir konuyla yeniden dolduruyorsun kadehini. Ne yan masadan kötü bakarlar, ne kahkahandan rahatsız olurlar duygusu var. Sadece sen varsın. Birlikte olduklarınla susmayı da, gülmeyi de, yemeyi de, içmeyi de, eğlenmeyi de bildikten sonra...  
Şimdi soracaksınız, bunca mutluluğa erişmek için illa çok para mı vermek lazım? Sen çok para vermek istersen verirsin ama her keseye göre yapılır bu tatil. Sadece tekne de değil; dağa git, ormana git... Kaç para harcadığınla ölçülmez alacağın keyif. Yeter ki doğaya çık, ona buna caka satmak için değil, tatil olsun diye git tatile. Dinleneceksin. Hepsinden de önemlisi yenileneceksin. Şehir diye kurduğumuz akvaryumun dışındaki huzuru göreceksin.     

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder