Hayvanat bahçesi olmadan da olur

Ada kazları ve ördekleri izlerken
Biz hayvanat bahçelerine, yunus parklarına, dev akvaryumlara gitmiyoruz. Ada'yı da götürmüyoruz. Ada'ya "sırf senin gönlün olsun diye hayvanlara eziyet yapılabilir, ömürleri kısaltılabilir, canları yakılabilir" mesajı vermiyoruz. Çünkü biliyoruz ki dünyadaki hiçbir insan, bir başka canlıdan daha değerli, daha önemli değil. Dünya, sadece insanların değil. Ada'ya kendisinin çok önemli olduğunu, ancak diğer canlıların da en az kendisi kadar önemli olduğunu öğretmeye çalışıyoruz.
Bu eğitime önce evde başladığımızı hepiniz biliyorsunuz. Ada, ancak bir kardeşi olunca öğrenildiği düşünülen "paylaşmak", "sınırlarını bilmek", "empati" gibi kavramları evdeki dört ayaklılar sayesinde epey öğrendi. Bu derslerden yüksek notlar aldığını da söyleyebilirim size. Örneğin geçen gece yatmadan önce Bremen Mızıkacıları'na benzer bir masalı anlatmaya başladım Ada'ya. Masalın en başında sahibi "hadi git artık" dedi köpeğine ve onu sokağa yolladı. Ve tam o sırada, benim de beklemediğim şekilde Ada bağıra bağıra ağlamaya başladı. Tabii hemen çevirdik hikayeyi. Çok mutlu oluverdi köpek, eşekle harika zamanlar geçirdi falan. Oysa acındırmamıştım köpeği; sahibinin sözlerini hiç ajite etmemiştim. Sadece "hadi git dedi" dedim. Bu kadar! Bu bile oğlumun canını yakmaya yetti. Düşünmek bile onu rahatsız etti. Uzun lafın kısası, biz hayvanları da, ağaçları da aynı şekilde seviyor ve önemsiyoruz. Çiçekleri koparıp bana vermeye bayılan oğluma, "oğlum koparmana gerek yok, orada görmek beni daha mutlu ediyor" bile diyorum. Kar yağdığında kuşlara ekmek ağacı yapıyor, her gün bahçenin kedilerini birlikte besliyoruz. Hiç tanımadığı bir kedi için "acaba kendini sevdirir mi" diye soran bir çocuğum olduğu için çok ama çok mutluyum. "Isırır mı", "tırmalar mı" demeyen bir çocuk yetiştirmek çok güzel. Aradaki farkın ne kadar derin olduğunu bilenler bilir. Bunca sözü neden mi söyledim? Çünkü hayvanat bahçeleri, yunus parkları ve dev akvaryumlar sanıldığı gibi çocuğa hayvan sevgisi aşılamak, hayvanlarla tanışmasını sağlamak falan için şart değil. Biz de çiftliklere gidiyoruz. Pek çok hayvanı yakından görmesini, onlara dokunmasını sağlıyoruz. Ama fil, zürafa, aslan görmemiş olması çocuğumuzu diğerlerinden daha az hayvan tanır yapmıyor. Aksine, her hayvanın kendi şartlarında yaşaması gerektiğini bildiğinden, görmemiş olmayı yadırgamıyor, yadırgamayacak. Hayvanlar, dünyayı paylaştığımız canlılardır. Bizim oyuncağımız ya da sahibi olduğumuz varlıklar değil.
Bu konuda internetten pek çok yazı ve video bulabilirsiniz. Pek çoğu ortalama bir insan yüreğinin kaldıramayacağı şeyler. Sizinle sadece Tan Morgül'ün kaleme aldığı bir yazı paylaşıyorum. Hiçbir zorlayıcı bilgi/görüntü yok içinde, rahatlıkla okuyabilirsiniz. Sadece bu bile, henüz olmamışsa, yunus parklarına bakışınızı değiştimeye yetecektir.

Bu konuda okumak isteyebilirsiniz:
http://www.yunuslaraozgurluk.com
http://haytap.com/index.php/201107063430/ahmet-kemal-senpolat-yazilari/hayvanat-bahcelerine-de-hayir 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder