Kitap okuma ritüelleri

Bir Dolap Kitap'ı çok beğeniyorum. Önerilerini izlemeye çalışıyorum. Geçtiğimiz günlerde bir uygulama yaptılar. Belki de hiç haberimiz olmadan geçip gidecek olan Kütüphaneler Haftası'na dikkat çekecek çok da sevimli bir proje başlattılar. "Kitap okuma ritüelleri" başlıklı fotoğraflarımızı kendilerine göndermemizi istiyorlar. 1 Nisan pazar akşamına kadar da tüm fotoğraflar Facebook üzerinden oylanacak. En fazla oyu alan üç fotoğrafın sahiplerine güzel bir kitap hediyesi gönderecekler. Mesele hediyeyi kazanmak değil tabii. Kitapla olan bağımızı bir kez daha hatırlamak. Ada da o birbirinden şirin fotoğraflar arasında en sevdiği kitabı "Bay Bay Bezim" ile yer alıyor. Haydi siz de güzel fotoğraflarınızla katılın bu projeye.

Köpük'le hayatımız 2

Kırçıl Köpük'e geçmiş olsun derken...
Köpük benim için çok anlam ifade ediyor. Bir kere benim "dört ayaklılara" aşkımın başlaması Köpük'ledir. Ben daha önce hiçbir köpeğe aşık olmamıştım. Hiçbir köpeğin gözünün içine böyle bakmamış, hiçbir köpeğin acısını kendi vücudumda hissetmemiştim. Köpük benim hem çocuğum, korumam altında olan bir can; hem de derdimi, sıkıntımı anlayıp yumuşacık tüyleri arasında beni sarmalayan bir yürek.

Murathan Mungan'dan "Aşkın Cep Defteri"

Murathan Mungan, yine büyük bir jest yaptı. Yeni kitabını da Ada için imzaladı. Önceleri okuduğum kitaplarla çıktığım tarz bir düşünce yolculuğuna, bu kez henüz okumadan ve oğlum için çıktım. Ada, "Aşkın Cep Defteri"ni okuyacak yaşa geldiğinde kime aşık olacak? İçinde kelebekler ilk ne zaman kanat çırpacak? Kimin aşkıyla hüzünlenecek? Kalbi kimin için çarpacak? Terkedilmenin acısını ilk ne zaman yaşayacak? Hiç aldatılacak mı? Aşk hep hüzün demek değil elbet. Yüzünü kimler güldürecek? Ayaklarını yerden kim kesecek? "O kız" kim olacak? Onu benimle ne zaman tanıştıracak? Onu mutlu etmek için ne tür taklalar atacak? İlk romantik hediyesini alabilmek için bizden para koparmaya ne zaman çalışacak? Ve daha bir sürü soru...
Ama ne yaparsa yapsın, ne olursa olsun, tek dileğim, oğlumun ayaklarını yerden kesen mutluluğuna tanık olabilmek, aşk acısından ağlarken şimdi olduğu gibi sarmalayabilmek ve eğer bir an bana ihtiyaç duyarsa "çook uzaklarda" değil, yaşıyor olmak...

Tiyatrodan ne bekliyoruz?

Ada gişeden biletini alıyor.
İtiraf ediyorum, babamız da ben de klasik tiyatrodan pek haz etmiyoruz. Elbette son dönemde gördüğümüz güzel örnekleri, özellikle de DOT'un harika performansını bunun dışında bırakıyorum. Sözüm "imkanlarımız bu kadar, artık idare edin kostümü, ışığı, dekorasyonu" anlayışına... Ancak çocuk tiyatrosu için böyle kriterlerimiz elbette henüz yok. Ada'nın yaşı çok küçük olduğundan henüz dekordu, ışıktı çok bir beklentimiz yok, Ada sade görsellikten de etkileniyor. Benim kriterim ise daha çok oyunun içerdiği mesajın doğruluğunda. Diyaloglarda hayvanlara, kadına, doğaya bakışta bir sorun olmamasını, dinsel ve siyasi bir öğe içermemesini bekliyorum sadece. Bu kriterleri yakalayan oyunları ise zevkle izliyoruz.

Yarış keyfi

Ada'nın araba sevdasının anne ve babasının sevdasının paraleli olduğunu anlamış bulunuyoruz. Geçtiğimiz haftasonu V2 Challenge yarışlarını izlemek için Göktürk'ten kalktık ve Körfez Pisti'ne gittik. Volkan Işık Akademisi'nde eğitim alan Taylan Abimizin performansını izlemek bahane, yarış arabalarının sesi şahaneydi. Ada'ya Selin Ablamız harika bir yarış pilotu tulumu hediye etmişti. O sabah Ada en "cool" kıyafeti olan bu kırmızı tulumu giydi ve düştü yollara. Nasıl bir keyif size anlatamam. Tabii, sadece Ada değil, hepimiz için. Yol boyunca etraftaki araçlardan söz ettik, izleyeceğimiz yarışta neler olacağını değerlendirdik. Körfez Pisti'ne ulaştığımızdaysa kendimizi yarış arabalarının yanına ışınladık.