Kar en çok kimi sevindirir?

Ben Ege'de büyüdüm. Kar nedir, kar soğuğu nasıldır pek bilmedim. Kocaman bir kız olarak İstanbul'a geldiğimde eldivenim ve berem bile yoktu benim. Bir aksesuar olarak atkım vardı ama ısıtma işlevi neredeyse hiç yoktu. Çocukken bizim oralara kar yağdığını hatırlıyorum ama yakından görebilmek için şehir dışındaki yüksek yerlere gitmiştik. Yol kenarındaki karları toplamıştık da "gözümüz kar görmüştü". Sonra büyüyüp de karla tanışınca, hele de şartları iyi olmayan insanları, sokaktaki hayvanları falan düşününce karla keyiflenmek yine kısmet olmadı bana. Taa ki Köpük'ün karla nasıl eğlendiğini, nasıl oyunlar oynadığını görene dek...
Sevdiğinizin sevinci, sizin sevinciniz olur ya... Onun mutluluğuyla mutlu olmuştum ben de. Sonra Ada geldi. Çok saf, çok heyecanlı, meraklı... Onunla birlikte olunca karın keyfi çok başka. Dolayısıyla geçtiğimiz haftayı karla geçirince keyfimiz çok yerindeydi doğrusu. Tamam, her yürüyüşümüzde sokaktaki hayvanları da besledik, bahçemizin kedisi Kırçıl'ı eve aldık; sorumluluklarımızı yerine getirdik ama bu sefer gerçekten çok eğlendik. 
Köpük, karda "normal" yürüyemiyor. Sürekli zıplıyor. Başını karlara sokuyor, yuvarlanıyor... Çok ama çok eğleniyor, yüzü adeta gülüyor. Hal böyle olunca, bizde de bir enerji, Köpük'ün peşinden koştuk bol bol. 
Ada yetişemiyor tabii. Hemen "yoruldum" diyor, "bana zor geldi" diyor. Etti mi bize günde ikişerden dört seans kar topu buluşması... Bir Köpük'ü çıkar, bir Ada'yla yürü... Ama itiraf edeyim, dünyayı unutup keyiflendik; dışarda üşüdük, girdik evde sıcak şeyler içtik. Dışarda yorulduk, geldik eve uyuduk. Anladınız değil mi? İşi de astım birkaç gün. Eh, olur canım o kadar, her şey çocuklarım için.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder