Yeni yılı karşılarken...

İnsanın kendine körlüğü ne fena şey. Körlük, kendini yeterince tanımamak  değil ama. Çünkü kendini tanımıyorsa zaten bir derdi yok demektir. Körlük ise günlük hay huy, hayata dair kovalanması gereken işler, günün geceye, gecenin sabaha dönmesiyle değişen ruh halleri ve en önemlisi de "o gün" için çekilen ipler yüzünden aslında olduğun kişi olamamak gibi bir şey. İncelikler yapamamak, sevdiklerine uzun zamandır onların senin için ne kadar önemli olduğunu söyleyememek ya da gösterememek, güzel bir akşam yemeği hazırlayamamak ve bir masa etrafına sevdiklerini toplayamamak, çocuğunla telefonun engel olmadığı oyunlar oynayamamak.... Ve bunları yapamadığını görememek, körleşmek. 

Aile geleneklerimiz: Yılbaşı

video
Ada doğduğundan beri her yıl kocaman bir yılbaşı ağacı süslüyoruz. Bu töreni de sevdiklerimizin yeni yıllarını kutlamak için bir küçük film haline getiriyoruz. Her yıl çekilen bir film olduğundan Ada'nın ne kadar büyüdüğü de bu filmlerde görülebiliyor. Ada'yı tanıyanlar için güzel bir anlam taşıyor. Bizim için de harika bir anı!
Kedileri yakalamak ve poz verdirmek kolay olmadığından filmde pek görünmüyorlar ama onları da selamı var; hepinize mutlu, sağlıklı, huzurlu ve bereketli bir yıl diliyorlar. Biz de...

Yaşasın, uçağa bindik!

Ada'nın taşıt merakı önlenemez bir yükseliş grafiği çiziyor. Her gün, her an, tüm ilgimiz, isteklerimiz taşıtlar üzerine kurulu. Bu nedenle uçak yolculuğu da bizim için kaçınılmaz hala gelmişti ki, anneannemizi ziyarete uçakla gittik. Beklenildiği üzere havaaalanında uçağa binmeye en hevesli tek kişi Ada'ydı. Evde valiz hazırlamaktan, havaalanı güvenliğinden geçmeye, uçağa girişimizden uçağın inişine kadar tüm aşamaları büyük tezahüratlarla, coşkuyla karşıladı. Hala sürekli uçakla ilgili bildiklerini anlatıyor. Uçağı pilot kullanıyor, pilot şurada oturuyor, kemerlerimizi bağladık, uçak tekerleklerinin üstüne "taaaak" diye indi...

Haftasonu ne yaptık

Ada'nın araba sevdasını bilmeyen kalmadı. "Ada, Noel Baba'dan ne istersin?" Yanıt; "araba". "Ada, haftasonu ne yapalım?" Yanıt; "arabaya binelim". İşte bu "araba tutkusu" sayesinde bugün hem arabaya, hem vapura, hem de minibüse bindik. Ada'nın keyfine diyecek yok da bizdeki yorgunluk tarifsiz. 

Doktorla imtihanımız

Ada sık hastalanan bir çocuk değil. Neyse ki... Yoksa çocukların değil hastalanması, gözlerinin ucundaki ufacık bir mutsuzluk işareti hepimizi yerle bir edebiliyor. 2,5 yaş rutin kontrolü için dün doktorumuzun yolunu tuttuk. Bir önceki günden başladık Ada'ya doktorda olacakları anlatmaya. Arabaya binecektik, Hilda'ya gidecektik, orada oyuncaklar olacaktı, Hilda Ada'nın sırtına, göğsüne bakacaktı ve belki de aşı yapacaktı.

Yeni bir tiyatro oyunu: Boya - Benek

Şehir Tiyatroları'nın sahnelediği "Boya-Benek" adlı oyun, afişinde 3-6 yaş grubuna hitap ettiğini belirttiğinden koşarak gittik. Malum, Ada'nın yaşıtları için pek fazla tiyatro alternatifi yok. Unkapanı'ndaki Reşat Nuri Sahnesi'nde gösteriliyordu. Tahmin ettiğimden de çok çocuk ve ailesi ya da öğretmenleri vardı. Oyun, kedileri, köpekleri ve resim yapmayı çok seven bir "abla"nın öyküsünü anlatıyordu.