Gündem: Kıskançlık

Bizim evde kıskançlık diz boyu! Köpük yıllardır öpüşenlere havlar. Öpüşmek dediysem, gelen misafirleri karşılama öpüşmesi mesela... Derdi zoru kendini de sevdirmektir. Eve gelen herkes onu sevsin ister, zil çalınca kapıya deli gibi koşar, gelenin üstüne zıplar, kendini yerlere atıp karnını açar. Ada'nın gelişi herkesin aklında soru işaretleri oluşturmuştu. Acaba Köpük Ada'yı kıskanır mı? Kıskançlığından ona zarar verir mi diye... Her zaman emindim ve Köpük de beni hiç yanıltmadı. Ada'yı deliler gibi kıskanmasına rağmen, ona zarar vermeye hiç yeltenmedi. Ancak bugün geldiğimiz noktada Ada Köpük'ü deliler gibi kıskanıyor ve ne yazık ki kendi çapında zarar da veriyor. 
Ada aslında sakin bir çocuk. Uyumlu, sosyal... Ama mesele Köpük olunca kesinlikle çok kıskanç. Bebekliğinden beri en büyük zevki, Köpük'ü ve kedileri kovalamaktı zaten. Miskin miskin yatan kedilerin üstüne bir oyuncağını atmak ya da üstlerine yürümek yoluyla kaçıştırmaya bayılıyordu. 

Bizim Köpük çekingendir. Kapıyı aralık bırakırsanız burnuyla itip girmez mesela. Kanepede ya da yatağında bir şey varsa yanına yatmaz. Bunu bilen Ada Köpük'ün yatağına tüm oyuncak arabalarını park ediyor. Ya da bir tane balonu ortasına bırakıyor. Tabii bu durumda Köpük yatağına yatamıyor. Bu da Ada için büyük keyif oluyor. Çünkü onun asıl derdi bisikletiyle Köpük'ü kovalamak. SwingCar isimli garip bir bisikleti var Ada'nın. Evde acayip bir hızla gidebiliyor. Onu da Köpük'ün üstüne doğru sürünce Köpük kaçmaya başlıyor. Bu yolla Ada Köpük'ü bizim yatağımıza kadar kovalıyor. Can havliyle kendini bizim yatağa atınca da Ada yatağa tırmanıp bu sefer "hoppay" oynuyor. Zıplayıp kendini yatağa atıyor, atarken Köpük'e çarpıyor. Köpük havlıyor vs. Bu harika bir ıyun, onların arasındaki çok güzel bir ilişkinin de işareti.
Ama kıskançlık başka tabii. Ada uyanıkken Köpük'le kolay kolay oynayamıyoruz. Hele kucağıma falan yatması mümkün değil. Kendi halinde çizgi film izlediği anlarda bile, Köpük'ün yanıma yaklaşması halinde Ada adeta uçarak kucağıma geliyor. Bir yanıma Ada'yı bir yanıma Köpük'ü almama da izin vermiyor. İlla bir yolunu bulup ya beni oradan kaldırıyor, ya da Köpük'ü kaçırtıyor. 
Evin içinde bir koşturmaca olduğunda ve doğal olarak Ada'dan hızlı koştuğunda, Köpük sırtına yumruğu yiyor. Genellikle tam rastlamıyor, gerçekten canını yakmıyor ama ortada bir teşebbüs var. Tabii bu hareketin ardından gelsin uzun söylevler, "kimseye vurulmaz"lar, "onun da canı acır"lar... Uzun lafın kısası, çocuğu kediden köpekten değil, kediyi köpeği çocuktan sakınmak gerektiği fikrim hala geçerli. Hiç de değişecek gibi bir gidişimiz yok.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder