Bir akşamın hikayesi

Yoda Ada'nın oyuncaklarından artan yerde dinleniyor
Malum, bizim ev gayet kalabalık. Kalabalıkta işler de yoğun oluyor tabii. Haftasonumuzu başka bir zaman anlatırım diye düşünerek, bu seferlik haftaiçi bir akşamımızı anlatayım istiyorum. Efendim bendeniz, haftaiçi akşamları iş dönüşü evde muhteşem bir coşkuyla karşılanıyorum. Otoparka girdiğimde arabanın sesini duyan Köpük başlıyor havlamaya. Dolayısıyla büyük bir hızla ışınlıyorum kendimi eve, konu komşuya eziyet etmeyelim diye.
Kapıyı Ada açıyor. O açmazsa tekrar çıkmam ve yeniden kapıyı çalmam gerekiyor çünkü. Ve başlıyoruz karşılıklı bağırışmaya... Köpük "hav hav" diyerek kendini sevdiriyor, ön patileriyle sarılıyor, ellerimi, kollarımı ağzına alıyor, yere yatıp "sev beni" hareketleri yapıyor. Bu arada Ada, "annem geldiii" diye bağırıp Köpük'le aramıza girmeye çalışıyor. Kucağıma almam için üstüme atlıyor, alamazsam Köpük'e sinirlenip bağırıyor. Ben de karşılık veriyorum tabii, oğullarımı onların tonundan seviyorum. Babamız eğer benden önce evdeyse o da bizi uzaktan izliyor. Onunla selamlaşmamız eve geldikten en az 15 dakika sonra olabiliyor çünkü. 
Derken ben odaya gidip üstümü değiştiriyorum. Bu arada Ada ve köpük bizim yatakta Ada'nın deyimiyle "hoppay" oynuyorlar. Yani yatağı bir trambolin tadında değerlendirip zıplayan Ada, yatakta sessizce yatmayı tercih eden Köpük'ü bu şekilde sinirlendirip bas bas bağırtıyor. Alelacele üstümü değiştirip hava güzelse ve henüz babamız bunu yapamamışsa, Köpük ve Ada ile birlikte Köpük'ün akşam yürüyüşüne çıkıyoruz. "Hep kenar", "koşmak yok", "el bırakmak yok" gibi uyarıları ezberleyen Ada, papağanlığını yapmaya başlıyor. Köpük'ün tasması bir elimde, Ada diğerinde yürüyoruz. Duvarlara yapışan salyangozları izliyoruz. "Ellemek yok, korkar" da diyoruz tabii. Evin yakınlarındaki bir açık alana kadar gidip Köpük'e top atıyor, koşturuyoruz. O sırada sokaktaki köpekleri seviyor, onlara da mama ya da bisküvi veriyoruz. Biraz sonra da eve dönüyoruz. O sırada Ada çizgi film izlemek istiyor. Onun DVD'sini hazırlayıp televizyonun karşısında bırakıyoruz. Köpük de bu arada mamasını yiyor. Biz de yemek hazırlıklarına girişiyor ve sonrasında hep birlikte sofraya oturuyoruz. Günün anlatılması, Ada'ya yemek yedirilmesi, Köpük'ün başını bacağımıza dayayarak her lokmamızı talep edip vermediklerimizi boğazımıza dizmesi bu arada oluyor. Hatta dün akşam yemekte Ada'ya salatadan bir çatal verip "bugün neler yaptın oğlum" dedim. Bana yanıt vermedi, sonra yutkundu ve şöyle dedi: "Ağzımdakini bitireyim, anlatayım". Benim görgü kurallarıyla terbiye edilmem de bu saatlere rastlıyor yani. 
Yemekten kalkınca Ada ile biraz oyun oynuyoruz, evdeki ve bahçedeki kedilerin mamalarını veriyoruz. Bu sırada Köpük artık minderine çekiliyor, dinleniyor. Sonra banyo faslı başlıyor. Ada her akşamki geleneksel törenle banyo yapıyor, saçları kurutuluyor, dişleri fırçalanıyor ve iyi geceler öpücükleriyle yatırılıyor. Tabii uyuyuncaya kadar benim sırtını kaşımam, pişpişlemem, hatta eğer biraz hastaysa yanına yatmam gerekiyor. Ada uyuduktan sonra sessizce süzülerek salona gidiyorum. Koltuğuma kurulup babayla bir şeyler izleyecek oluyoruz. İşte tam o sırada kediler kendilerini hatırlatıyor. Hemen kucaklarımıza atlayıp guruldamaya başlıyorlar. Ama neyse ki sessizlik artık eve hakim oluyor. 
En kötü günümüz böyle olsun...

1 yorum:

  1. Hep boyle olsun, evden nese ve eglenceli gurultu eksik olmasin:)

    YanıtlaSil