Bir papağanla yaşamak

Beklenen dönem geldi. Ada artık konuşuyor. Aslına bakarsanız resmen papağanlık yapıyor. Her şeye kendi dilinde bir isim verdiği zamanlar da yavaş yavaş geride kalıyor. Şimdi bizden duyduklarını kendi kendine evirip çevirip yepyeni bir cümle olarak bize söylüyor. Geldiğimiz son noktayı aktarabilmek için yeni maceralarımızı paylaşayım. 
Dün gece uykusunda ağladı, yanına gittim. Rüyasında ne gördüyse bana şöyle dedi: "Bir haftadır ağılıyorum". Uykumun arasında bende bir duygusallık, bir acıma hali... "Yavrucum neden ağlıyorsun, ağlama" diyorum. "Ağlıyorum" diyor. Neyse çok uzun sürmedi bu hal. Sonra yeniden uykuya daldı. 
En kötüsü de ağzımızdan "kötü" sözcüklerin çıkması... Dün akşam bahçemizin sayılarını artık bilemediğimiz kedilerinden biri, verdiğimiz tavuğu rahatça yemek için bizden uzağa götürdü. Bize yakın olmasını daha güvenli bulduğumdan, düşünmeden kediden söz ederken "salak" dedim. Bir saniye sonra Ada'dan taklit geldi: "Salak gel". 
Böylesine papağanla yaşamak zor oluyor tabii. Ben argo sözler söylemeyen kibarcık kadınlardan değilim. İster istemez ağzımdan kaçıyor. Özellikle de araba kullanırken... Haftasonu Ada'yla yaptığımız araba gezmelerinden birinde, şeridime aniden atlayan minibüse korna çalıp "aptal adam" dedim. Söz henüz ağzımdan çıkarken Ada'yı hatırladım ve bu sefer neyse ki "aptal" lafını duymadı. Ama korna kısmı ortada tabii. Hemen başladım anlatmaya... Arabaların aynaları var. Şoförlerin bu aynaya bakmaları lazım. Bizim şeridimize geçtiği için çok kızdım ona... Ada hemen arkasından başladı bu sahneyi tekrar tekrar anlatmaya. Akşam babasına, telefonda anneannesine... "Anne kıjdı, düüüüt yaptı, kabıga atladı". (Tercüme yapmama gerek yok sanırım)
Uzun sözün kısası, nasıl bir çocuğumuz olsun istiyorsak, öyle insanlar olmamız gerektiği kesin. Gerisi boş laf...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder