Köpük'le hayatımız 1

Köpük'ün evimizde ilk günü
Bizim 18 ayaklı hayatımızın ilk adımı, Köpüğümün evimize gelmesiyle başladı. Köpüğümüzün eve gelişi ise bir arabanın kaportasınına sıkıştığı için sabaha kadar ağlayan zavallı bir kedicik nedeniyle oldu. İki kişilik hayatımızda bir dört ayaklı istediğimizi ilk kez o zaman itiraf ettik birbirimize. Bir apartmanda oturuyor olmanın zorluklarını ya da ciddi bir sorumluluk almaya hazır olup olmadığımızı sorgulamak o zamana kısmetmiş. Çok konuşmadık aslında. Birbirimize bakıp "istiyoruz" dedik. Ve birkaç gün içinde kardeşleri içinde en çelimsiz ve en ürkek yavru olan 55 günlük Köpük'ü evimize getirdik. Geldi ve bizim hayatımızı, hayata bakışımızı, evimizin düzenini, her şeyi değiştirdi. Ama en çok dünyaya geliş nedenimi bana öğretti.
Köpük, orta boy bir Golden Retriever. Biraz Setter karışıklığı da var gibi. Çok korkak, çok heyecanlı, aşırı hareketli ve çok obur bir köpek. Ve sevgi delisi... Sevilmek, okşanmak, ilgi görmek için yapmadığı yoktur. Eve gelen herkese neredeyse aynı sevinç gösterisini yapar.  Bir topun peşinden sonsuz koşar, kendisiyle oynamak isteyenlere itiraz ettiği hiç görülmemiştir.
Korkaklığı bebekliğinden kalma olmalı. İlk zamanlar bugünkü aklım olmadığından tedavi edilebileceğini düşünmedim. Eve ilk geldiğinde alüminyum kapta kuru mamanın çıkardığı sesten bile ürküyordu. Şimdi gök gürültüsünden, çöp kamyonlarından, Ramazan topundan, havai fişekten... ölesiye korkuyor. Böyle zamanlarda kendini banyoya atıyor. Havalandırmayı açıyoruz ki dışarıdaki gürültüyü olabildiğince az duysun. O zaman biraz olsun rahatlıyor.
Köpük'le benim ilişkim çok başka. Bana daha bir yakın, daha bir düşkün Köpük. Hamileliğim boyunca en büyük endişelerimden biri Köpük'ü ihmal etmek ve onu üzmekti örneğin. Bunca korkuma rağmen öyle de oldu. Köpük Ada doğduğunda çok üzüldü. Beni yattığı yerden mahsun bakışlarla izledi, stresten tüy döktü. Bir hafta boyunca antidepresan içti. Ki Ada doğduğu halde Köpük yine bizimle yattı, ben yine onunla oyun oynadım, dolaşmaya götürdüm... Ama kucağımda bir başkasını (!) gördükçe çok içerledi. 
Korkunca kucağıma atlar Köpük. Eve geldiğimde olanca hızıyla kapıya koşar ve birbirimize sarılmamız bitmeden hiçbir şey yapmama izin vermez. Akşam Ada da yattıktan sonra koltuğa oturduğumda kucağıma ön patilerini koyup, bizim deyimimizle, "sarmaşır". Birlikte bir yere gittiğimizde ayağımın dibinde yatar. Ona bir şeyi yapma derken ne kadar samimi olup olmadığımı mutlaka anlar. Gerçekten kızacağımı bildiği şeyleri yapmaz. Yemek yiyen birinin yanından ayrılmaz, mutlaka bir lokma olsun kapabilmek için "Küçük Emrah" bakışını takınıp kendini acındırır. Ve keyif adamıdır. Birlikte gittiğimiz her yerden mutlu olur. Gecenin bir yarısı çıkılıp saatler süren yolculuklarda gıkını çıkartmaz. Deniz kenarı, kar, dağ, taş demez, yanında bizim olmamız şartıyla her yerde mutlu olur. 
Yoda ile yan yana beslenme saati
Köpük'le yaşadığımız bu 5 yıl süresince biz onu yakından tanıdık. O da bizim bir bakışımızda neler gizli olduğunu bile anlar hale geldi. Bu kadar süre boyunca da beni hiç yanıltmadı. Tek şey istedi bizden; sevgi. Sevildiğini bildiği için de huzurlu, iyi huylu bir hayvan oldu hep. Evimizin önemli bir ferdi, Ada'nın abisi oldu. Ada'ya da kedilere de hiç zarar vermedi; vermeye yeltenmedi. 
Şimdi bunca şey paylaştığımız, bunca sevdiğimiz, bizim için bunca özel bir yeri olan Köpük'ün, eğer sıralı bir ölüm olacaksa tabii, bizlerden önce bu dünyadan gideceğini bilmekle yaşamanın acısı kalıyor bize. Çocuğunun yaşlandığını görmek ne garip, ne acı. 55 günlükken kucakladığım Köpüğüm, bugün 30 kilo haliyle hala kucağımda. Gece yatağımda... Köpeklerin ömrünü sorarlar ya; ya da yaşıyla 7'yi çarpıp ne kadar yaşlı olduğunu öğrenmeye çalışırlar... Hiç girmeyelim bu hesaplara lütfen. Bizim hayatımız, bizim hayatımız. Hesaplarla, sayılı günle acıtmak istemiyoruz. Köpüğümüzle harika yıllar geçirmeyi istiyoruz. Her akşam yatarken ya da her sabah kalktığımda, ona bizimle olduğu, bize verdikleri ve benim insanlık evirimime büyük katkısı için teşekkür ediyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder