Küçük adamlar uyumalı, yemeli ve güçlenmeli

Ada büyüyor. Her geçen gün hepimizi şaşırtan derecede hem de. İnsanın çocuğunun büyüdüğünü görmek tarifsiz bir mutluluk. Sağlıklı doğması için dualar ettiğimiz, doğru bakabilmek için büyük çaba harcadığımız yavrumuz büyüyor ve bir birey olarak ailemizdeki yerini her geçen gün daha netleştiriyor. Bu süreç, insana insan olmayı öğreten süreçlerden biri. Nasıl evrildiğimizi, her geçen gün ihtiyaçlarımızın nasıl değiştiğini, beklentilerimizin içgüdülerimizin etkisinden nasıl sıyrıldığını, öğrenme sürecimizi gösteren bir laboratuvar gibi. Tabii bu dönem aynı zamanda Ada'nın bazı kurallara karşı direnmeye başladığı bir dönem.

Araba koltuğu olmadan asla!

video
Ada arabada kendi koltuğu olmadan oturmak gibi bir alternatifi olduğunu bilmiyor. Doğduğundan beri hep araba koltuğu ile seyahat etti. Hem de öyle az buz yol yapmadık. Kilometrelerce yolda da, evden markete kadar kısa mesafelerde de hep kendi koltuğunda oturdu. Kemeri de bağlandı. Bu koltukla ilgili bir çok anımız var ama bugün en komiklerinden birini paylaşıyorum. "Uyu yavrum hadi, kapat gözlerini" dediğimizde verdiği tepkiye bayılıyoruz.

Ada ilk ciddi töreninde

Kuzenim üniversiteden mezun oldu. Mezuniyet töreni gibi harika bir güne bizi de davet etti. Ada Bey olmadan olmaz tabii. Hemen giydik en havalı kıyafetlerimizi ve gittik Galatasaray Üniversitesi'ne. Kuzenim heyecanlı, güzel elbisesi ve pelerini içinde bir prenses... Benim heyecanım da başka tabii. Ada'yı o tören boyunca nasıl sabit tutacağım? 

Şaga uyumaya gitmiş

Babamızın objektifinden şagamız
Ada evdekilerin yanı sıra bahçedeki hayvanlarla da yakından ilgileniyor. Bu aralar favorimiz ise salyangoz ailesi. Salyangozlar baharın ilk dönemlerindeki kadar çok değiller ama her gün bir iki salyangoz (şaga) görebiliyoruz. Ada onların nasıl hareket ettiğini, nasıl yemek yediklerini izliyor. Hava karardıktan sonra da el feneriyle şaga aramaya başlıyoruz birlikte. Gördüğümüzde de çok seviniyoruz. Fenerin ışığını zavallıcığa tutup biraz korkutuyoruz ama kısa sürede onu ailesinin yanına uyumaya gönderiyoruz. 

Havuz sefamız

Geçen yazı Ada'nın havuza girip giremeyeceği tartışmasıyla geçirdik. Babamız havuzun Ada için "mikrop yuvası" olduğunu söyledi, hastalık kapmasından endişesini bolca dile getirdi. Ben ise ne olursa olsun çocuğun eğlenmesinin daha önemli olduğuna inandığımdan hep havuza girilmesinden yana oldum ama bir türlü de babaya rağmen Ada'yı havuza sokmaya kalkamadım. Bu yaz ise babamız Ada'nın havuza girmesi yönünde oy kullanınca bu fırsatı kaçırmadık ve kendimizi sitenin havuzunun serin sularına bıraktık.

Aile geleneklerimiz: Babalar günü tişörtü

2010 babalar gününden
Ailecek törenleri, ritüelleri sevdiğimizi artık herkes biliyor. Babalar günü de doğal olarak bazı ritüellere sahip bizim evimizde. Babalar günü tişörtümüzü bilenler bilir: Ada'nın el ve ayak izleriyle babamızın tişörtünü renklendiriyoruz. Böylece hem herkes için bir anı, hem de her yıl büyüyen eller ve ayakların ilanı oluyor.

"Şibit" yoksa alışveriş de yok

Ada iştahlı bir çocuk. Anne ve babasını tanıyanlar zaten bilir. Köpük'ün doymak nedir bilmemesi de malumunuz. Bizim 18 ayaklı hayatımızda Moskado ile Yoda çok ayrıksı bu anlamda. Şımarık kediler olarak kendi mamalarının dışında sadece tavuk ve şarküteri ürünleri konusunda iştahlılar. O da iki parça yedilerse, üçüncüyü yerde bırakıp Köpük'e hediye ederler. Uzun lafın kısası, bizim evde yemek kedilere rağmen bir şölendir. Ada da bu şöleni dans ederek kutlar. Restoranlarda masaya yemeği getiren garsonu alkışlayan kaç çocuk tanıyorsunuz?

Köpük'le hayatımız 1

Köpük'ün evimizde ilk günü
Bizim 18 ayaklı hayatımızın ilk adımı, Köpüğümün evimize gelmesiyle başladı. Köpüğümüzün eve gelişi ise bir arabanın kaportasınına sıkıştığı için sabaha kadar ağlayan zavallı bir kedicik nedeniyle oldu. İki kişilik hayatımızda bir dört ayaklı istediğimizi ilk kez o zaman itiraf ettik birbirimize. Bir apartmanda oturuyor olmanın zorluklarını ya da ciddi bir sorumluluk almaya hazır olup olmadığımızı sorgulamak o zamana kısmetmiş. Çok konuşmadık aslında. Birbirimize bakıp "istiyoruz" dedik. Ve birkaç gün içinde kardeşleri içinde en çelimsiz ve en ürkek yavru olan 55 günlük Köpük'ü evimize getirdik. Geldi ve bizim hayatımızı, hayata bakışımızı, evimizin düzenini, her şeyi değiştirdi. Ama en çok dünyaya geliş nedenimi bana öğretti.

Güneş gözlüğü ile çok havalı

Güneşin ne kadar zararlı olabildiğini öğrendikçe paranoyaklaşıyorum. Ada'yı her sokağa çıkışında güneş kremine buluyor, şapkasını, su içmesini ihmal etmemeye gayret ediyorum. Didi'ye de bu yönde sürekli telkinde bulunuyorum. Son bomba ise güneş gözlüğü... Çok sevdiğimiz mağaza Decathlon, bu konuda yine imdadımıza yetişti ve yüksek UV filtreli harika güneş gözlükleriyle bizi memnun etti. Ada'ya aldığımız mavi gözlüğün başında sabit durması için çok ergonomik bir lastiği var. Ada güneşli havalarda gerçekten zevkle gözlüğünü takıyor. Etraftakilerin yüksek sesli iltifatlarından da memnun tabii. İki yaşındaki bir delikanlı müsveddesinin bu havalı haline kim kayıtsız kalabilir ki?

Vapurla Kadıköy ve Moda sefası

Ada'yla her haftasonu dolu dolu bir program yapmaya, kendisini eğlendirmeye, ona bol bol yeni şeyler öğretmeye ve tabii bolca da yormaya çalışıyoruz. Bu haftasonunun ilk planı da Kabataş-Kadıköy vapuru ile Kadıköy-Moda tramvayı eksenliydi. Ancak mitingler nedeniyle tramvay çalışmıyordu ve biz Ada'ya daha çok uzun bir yürüyüş programı yapmış olduk. Çok yorulmuş olsa da keyfi gayet yerindeydi ve çok eğlendi.

Bisiklete biniyoruz

Bahar geldi gelecek, yaz kapıda, yağmurlar ne zaman bitecek derken, bir yandan da Ada'yla uzun yaz günlerinde yapılacak etkinlik düşünmeye başladım. İş dönüşü hava kararıncaya kadar bolca zamanımız var artık ve bu zamanı evde kapanarak geçirmeyi pek istemiyorum. Aklıma birlikte bisiklete binmek fikri geldi. Ada henüz kendi başına benimle sokakta bisiklet binemeyeceğine göre ben bir bisiklet alacaktım, Ada da benim arkama binecekti. Öyle de oldu. 

Aile geleneklerimiz: Anneler günü kahvaltısı

Çocukluğumda kardeşimle her vesileyi büyük organizasyona dönüştürmeye bayılırdık. Hatta işi, annemle babamın evlilik yıldönümlerinde onlara danslı, kostümlü bir gösteri hazırlamaya kadar bile vardırmıştık. Daha önce de söylemişimdir; gelenekler, kutlamalar, kalabalıklar benim için keyiftir. Anneler günü de bunlardan biri doğal olarak. En romantik bulduğum sahne ise anneler günü sabahı yatağa gelen kahvaltıydı. Veee bu yıl kahvaltı, yatağıma geldi.