Yeni yılı karşılarken...

İnsanın kendine körlüğü ne fena şey. Körlük, kendini yeterince tanımamak  değil ama. Çünkü kendini tanımıyorsa zaten bir derdi yok demektir. Körlük ise günlük hay huy, hayata dair kovalanması gereken işler, günün geceye, gecenin sabaha dönmesiyle değişen ruh halleri ve en önemlisi de "o gün" için çekilen ipler yüzünden aslında olduğun kişi olamamak gibi bir şey. İncelikler yapamamak, sevdiklerine uzun zamandır onların senin için ne kadar önemli olduğunu söyleyememek ya da gösterememek, güzel bir akşam yemeği hazırlayamamak ve bir masa etrafına sevdiklerini toplayamamak, çocuğunla telefonun engel olmadığı oyunlar oynayamamak.... Ve bunları yapamadığını görememek, körleşmek. 

Aile geleneklerimiz: Yılbaşı

video
Ada doğduğundan beri her yıl kocaman bir yılbaşı ağacı süslüyoruz. Bu töreni de sevdiklerimizin yeni yıllarını kutlamak için bir küçük film haline getiriyoruz. Her yıl çekilen bir film olduğundan Ada'nın ne kadar büyüdüğü de bu filmlerde görülebiliyor. Ada'yı tanıyanlar için güzel bir anlam taşıyor. Bizim için de harika bir anı!
Kedileri yakalamak ve poz verdirmek kolay olmadığından filmde pek görünmüyorlar ama onları da selamı var; hepinize mutlu, sağlıklı, huzurlu ve bereketli bir yıl diliyorlar. Biz de...

Yaşasın, uçağa bindik!

Ada'nın taşıt merakı önlenemez bir yükseliş grafiği çiziyor. Her gün, her an, tüm ilgimiz, isteklerimiz taşıtlar üzerine kurulu. Bu nedenle uçak yolculuğu da bizim için kaçınılmaz hala gelmişti ki, anneannemizi ziyarete uçakla gittik. Beklenildiği üzere havaaalanında uçağa binmeye en hevesli tek kişi Ada'ydı. Evde valiz hazırlamaktan, havaalanı güvenliğinden geçmeye, uçağa girişimizden uçağın inişine kadar tüm aşamaları büyük tezahüratlarla, coşkuyla karşıladı. Hala sürekli uçakla ilgili bildiklerini anlatıyor. Uçağı pilot kullanıyor, pilot şurada oturuyor, kemerlerimizi bağladık, uçak tekerleklerinin üstüne "taaaak" diye indi...

Haftasonu ne yaptık

Ada'nın araba sevdasını bilmeyen kalmadı. "Ada, Noel Baba'dan ne istersin?" Yanıt; "araba". "Ada, haftasonu ne yapalım?" Yanıt; "arabaya binelim". İşte bu "araba tutkusu" sayesinde bugün hem arabaya, hem vapura, hem de minibüse bindik. Ada'nın keyfine diyecek yok da bizdeki yorgunluk tarifsiz. 

Doktorla imtihanımız

Ada sık hastalanan bir çocuk değil. Neyse ki... Yoksa çocukların değil hastalanması, gözlerinin ucundaki ufacık bir mutsuzluk işareti hepimizi yerle bir edebiliyor. 2,5 yaş rutin kontrolü için dün doktorumuzun yolunu tuttuk. Bir önceki günden başladık Ada'ya doktorda olacakları anlatmaya. Arabaya binecektik, Hilda'ya gidecektik, orada oyuncaklar olacaktı, Hilda Ada'nın sırtına, göğsüne bakacaktı ve belki de aşı yapacaktı.

Yeni bir tiyatro oyunu: Boya - Benek

Şehir Tiyatroları'nın sahnelediği "Boya-Benek" adlı oyun, afişinde 3-6 yaş grubuna hitap ettiğini belirttiğinden koşarak gittik. Malum, Ada'nın yaşıtları için pek fazla tiyatro alternatifi yok. Unkapanı'ndaki Reşat Nuri Sahnesi'nde gösteriliyordu. Tahmin ettiğimden de çok çocuk ve ailesi ya da öğretmenleri vardı. Oyun, kedileri, köpekleri ve resim yapmayı çok seven bir "abla"nın öyküsünü anlatıyordu.

Yine Rahmi Koç Müzesi

Daha önce de gitmiştik. Bu sefer farklı oldu tabii. Benim için bile. Ada bu kez daha başka şeylerle ilgilendi, daha başka baktı mekanlara ve yine çok çok güzel zaman geçirdi. İçeriğiyle, temizliğiyle, çalışanlarının kibarlığıyla, her şeyiyle harika bir müze burası. Ada arabalara olan tutkusu nedeniyle elbette çok eğleniyor ama bu kez yanımızda bir arkadaşı da vardı. Defne de çok zevk aldı, yorulduklarını ancak arabaya bindiğimizde anladı ikisi de. Saatlerce tüm müze boyunca koştular, düğmelere bastılar, izin verilen hemen her şeyin içine girdiler. Biz büyükler de çocukların peşinde bol bol fotoğraf çektik. "Ama neden" sorularına cevap yetiştirmeye çalıştık. 

Saçlar kesildi, çok yakışıklı olundu

Ada'nın saçlarının üçüncü kesilişi ama ilk gerçek kesim sayabiliriz. Çünkü ilk kez kendisi de kesildiğini biliyordu. Ada'yı benim kuaförüme götürdüm. Kıvırcıklarını çok sevdiğimizden sadece zayıf kısımlarının kesilmesini, yine olabildiğince uzun kalmasını rica ederek kuaför koltuğuna oturttum. Selahattin Abimiz bu konuda çok tecrübeli davranıyor. Ada'nın saçlarını kesmeye başlamadan önce onunla oyunlar oynuyor, ona kitaplar, dergiler gösteriyor. Özetle önce kendisine alıştırıyor. Ve belki de en büyük yardımı saçları kuruyken keserek yapıyor. Çocuk kuaförlerinin endişeli çocukların bile saçlarını ıslatarak kesmesini anlayamıyorum zaten.

Gündem: Kıskançlık

Bizim evde kıskançlık diz boyu! Köpük yıllardır öpüşenlere havlar. Öpüşmek dediysem, gelen misafirleri karşılama öpüşmesi mesela... Derdi zoru kendini de sevdirmektir. Eve gelen herkes onu sevsin ister, zil çalınca kapıya deli gibi koşar, gelenin üstüne zıplar, kendini yerlere atıp karnını açar. Ada'nın gelişi herkesin aklında soru işaretleri oluşturmuştu. Acaba Köpük Ada'yı kıskanır mı? Kıskançlığından ona zarar verir mi diye... Her zaman emindim ve Köpük de beni hiç yanıltmadı. Ada'yı deliler gibi kıskanmasına rağmen, ona zarar vermeye hiç yeltenmedi. Ancak bugün geldiğimiz noktada Ada Köpük'ü deliler gibi kıskanıyor ve ne yazık ki kendi çapında zarar da veriyor. 

"Benim şarkımı aç"

Bu sırada fonda bizim şarkılarımız çalıyor
Arabaya bindiğimiz anda arkadan şöyle bir komut geliyor: "Benim şarkımı aç!" Ada, arabaya adımını attığı anda babasının onun için hazırladığı özel çocuk şarkıları albümünü talep ediyor. Önceleri o albümdeki tüm şarkıları çok beğeniyordu, müzik başladığında sesi kesiliyor, büyülenmiş gibi hem dinliyor, hem de pencereden dışarıyı izliyordu. Sonra yavaş yavaş bazı şarkıları diğerlerinden daha fazla sevmeye başladı. "Old McDonald"ın ya da "Twinkle little star"ın yeri hep başka oldu. Ya da "happy birthday" her zaman favorimiz. Ama son dönemde durum biraz daha farklı.

Ada ve Köpük arkadaş oldu

Hamileliğimin ilk günlerinden bu yana, bizi az çok tanıyan herkes Köpük'ün Ada'yı kıslanmasından, az tanıyanlar ise Köpük'ün bu nedenle Ada'ya zarar vermesinden endişe etti. Bu konuda bize sorular sordu. Bizim ise tek yanıtımız oldu: "Evet, Köpük Ada'yı çok kıskanıyor ama asla bu nedenle ona zarar vermiyor. Üzüntüsünü içine attığından da bizim vicdanımızı sızlatıyor."

Sulu boya ve tuvalet eğitimi

Yine harika bir gündemimiz var ve baştan söyleyeyim bu aralar hayatımızın en temel konusu bu olduğundan "kaka" ve "çiş" gibi kelimelere alerjisi olanlar için uygun bir blog olmayacak burası. Hazır bayram tatili gelmişken, tuvalet eğitimini yeniden gündemimize aldık.

Bir akşamın hikayesi

Yoda Ada'nın oyuncaklarından artan yerde dinleniyor
Malum, bizim ev gayet kalabalık. Kalabalıkta işler de yoğun oluyor tabii. Haftasonumuzu başka bir zaman anlatırım diye düşünerek, bu seferlik haftaiçi bir akşamımızı anlatayım istiyorum. Efendim bendeniz, haftaiçi akşamları iş dönüşü evde muhteşem bir coşkuyla karşılanıyorum. Otoparka girdiğimde arabanın sesini duyan Köpük başlıyor havlamaya. Dolayısıyla büyük bir hızla ışınlıyorum kendimi eve, konu komşuya eziyet etmeyelim diye.

Araba sevdası

Bütün erkek çocuklar böyle diyorlar. Hepsi arabalara tutkun. Kardeşimden biliyorum; saatlerce dizlerinin üstünde araba sesi çıkararak dolaşırdı. En sevdiği oyuncağı yoğurt kabının yuvarlak kapağıydı; direksyon niyetine... Çekecekten vites kolu, yastıktan debriyaj, fren yapabilen yaratıcı bir kardeşim vardı benim. Şimdi de oğlum bu yönde ilerliyor. Aklı fikri arabalarda. Kepçeler, polis arabaları, ambulanslar, itfaiye araçları, otobüsler...

İlk tiyatro oyunu: Oyuncaklar

Bir süredir Ada'yı bir gösteriye, tiyatroya götürmeyi düşünüyorduk. Araştırmalarımızın sonunda Ada'nın yaşına uygun olabilecek oyunları tespit ettik. Ve geçtiğimiz cumartesi, Tiyatro Alkış'ın sahnelediği Oyuncaklar adlı oyunu izlemek için Akatlar Kültür Merkezi'ne gittik. Oyun öncesi Ada'yı izleyeceği oyuna hazırladık. Biz oturacağız, sahnede perde olacak, açılınca birileri orada bir şeyler anlatacak, renkli kıyafetleri olacak... Ada sabah uyandığında "tiyatro" diyebiliyordu mesela. Akatlar Kültür Merkezi sıcak bir mekan. Kapıdaki güvenlik görevlisi bile gözleriyle okşuyor çocukları. Oyunun başlamasına 10 dakika kala içeri girdik. Ada'yı sahneye alıştırmaya çalıştık. 

Oyuncak meselesi

Ada oyuncakları ile çok popüler oldu
Ada oyuncakları çok seven, onlarla çok güzel zaman geçiren, kendi kendini oyalayabilen bir çocuk. Elbette karakteri, kişisel tercihleri bunda çok önemli ama bence anne-babaların da bu konudaki etkisi büyük. Çünkü genellikle ailelerin oyuncak konusunu pek ciddiye almadığına tanık oluyorum. Örneğin tüm tatil maceramız boyunca Ada'nın iki kocaman çanta oyuncağını taşıdık ve hiç de gocunmadık. Dolayısıyla da günün her saati, nereye gidersek gidelim yanımızda hep Ada'nın oyuncakları oldu. Bu durum etraftaki çocukların da çok ilgisini çekti ve Ada ortamın en popüler çocuğu haline geldi. Tabii zaman zaman bu durum biraz rahatsız edici de oldu. Oyuncaklarını alıp geri vermek istemeyen çocuklar Ada'yı kızdırdı, diğer çocukların aileleri mahçup oldu. Derken ben de araya karışıp "siz de oyuncaklarınızı getirin, birlikte oynayın" demeye başladım. Ama annelerden hep klasik yanıtlar aldım: "Biz oyuncaklarımızı evde bıraktık". "Çok eşyamız vardı, bir de oyuncak taşıyamadık". İnanılır gibi değil! Çocuklar için başka ne taşınabilir ki? Oyuncağı yoksa bir çocuğun yanınızda güvenli şekilde kalmasını, mutlu olmasını ya da kaliteli zaman geçirmesini nasıl sağlarsınız? 

Çocukla tatil ezber bozuyor

Çocukla tatil, öyle sevgilini koluna takıp "bu kez şurayı görmek istiyorum", "bu akşam şurada kalalım", "hadi kalk şuraya gidelim" şeklindeki spontan tatillere hiç mi hiç benzemiyor. Uzun uzun araştırmak gerekiyor bir kere. Çocuklar için olanakları neler, yemek düzeni nasıl, çocuk havuzu var mı, odaları çocuk yatağı için uygun mu, mekan düz ayak mı... Hadi diyelim gidilecek yeri seçtik. Sonra nasıl ulaşacağız sorusu var. Uçakla mı, arabayla mı? Hadi bunu da hallettik, yanımızda ne götüreceğiz? Kıyafetler, oyuncaklar, kremler, ilaçlar derken kocaman valizler... Çocukla tatil, hazırlıkları tatilden daha uzun süren bir proje. Bir de bizim 18 ayaklı durumumuzda konu daha da çetrefil. Köpük gelecek mi, kalacak mı, kedilere kim bakacak... Ve biz bu yaz, tüm bu süreçlerden geçip Gümüldür'e gittik. Pişman değiliz, yine olsa yine gideriz, o ayrı.

Aile geleneklerimiz: Ramazan Bayramı

Ada'nın ilk bayramı değil ama "anladığı ilk bayram" olarak nitelendirebiliriz bu yılki Ramazan Bayramı'nı. Arefe gününden başladık babasıyla: "İyi bayramlaaaar" diyeceksin, sonra da "şöyle şöyle el öpeceksin" diye. Zaten alt tarafı bir tek babaannesiyle dedesini görecekti ama yine de bu kadar çalışmamıza rağmen bu sabahki bayram ziyaretinde "iiii bayyaaam" dışında bir aksiyon göremedik. Olsun buna da şükür. Gerek telefonda, gerek yüz yüze bayramını kutladığı herkes bu kadarcık aksiyonla bile çığlıklar attı, hemen koşup birbirine anlattı. Artık yeni bir numaraya kadar bu numara "top 5" listesindeki yerini almış durumda.

Bir papağanla yaşamak

Beklenen dönem geldi. Ada artık konuşuyor. Aslına bakarsanız resmen papağanlık yapıyor. Her şeye kendi dilinde bir isim verdiği zamanlar da yavaş yavaş geride kalıyor. Şimdi bizden duyduklarını kendi kendine evirip çevirip yepyeni bir cümle olarak bize söylüyor. Geldiğimiz son noktayı aktarabilmek için yeni maceralarımızı paylaşayım. 

Yeşil alan şart, Bahçeşehir şahane

Köpük hayatımıza girinceye kadar büyük şehirlerin üst üste yığılı halinin sakıncalarını pek de anlayamıyordum. Ne zaman ki Köpük hayatımıza girdi, o zaman yeşil alanların, bahçelerin ve özgürce koşmanın ne kadar önemli olduğunu anladım. Köpük'le 3-4 yıl Kurtuluş'ta yaşadık. Son derece hayvansever bir mahalle olmasına rağmen, Kurtuluş'ta hayvanların özgürce koşabileceği bir mekan yoktu. Tatil günleri okul bahçelerini ya da boş arsaları kullanıyorduk ama her ikisinin de dezavantajları çoktu. Bu nedenle, mümkün olduğunca haftasonları Köpük'ü Fenerbahçe Parkı'ndaki köpek parkına götürüyorduk. Orada özgürce koşuyor, başka köpeklerle sosyalleşiyor ve enerjisini atıyordu.

Bazı Onemli Bilgiler: İlk alışveriş listesi

Sürekli soruluyor bu soru. Zaten insanın en tedirgin, en ne olacağını bilmediği dönem olduğundan doğum öncesi sendromu yaşayanların işini kolaylaştırmak adına bir alışveriş listesi paylaşıyorum. Bu listeyi Ada'nın doğumundan önce oluşturmuştum ama şimdi kullandıklarımız ve kullanmadıklarımızı değerlendirip güncelledim. İşte size mutlaka olması gerekenleri içeren bir alışveriş listesi:

Ada hasta oldu

Çocuklar gözbebeğimiz. Daha doğduğu andan itibaren, yedi yemedi, çiş yaptı yapmadı, uyudu uyumadı... derken hayatımızın merkezi onlar. Sağlıklarında bu durum aynı zamanda keyif ama ya hastalanırlarsa? İşte bu büyük bir deprem. Ve Ada hasta oldu! Hatta hastanede bir gece geçirmemize neden oldu.

Sihirli anlar: Sırt kaşımak

Çocuk, anne - babasının yansımasıdır. Hepimiz ailelerimizin birer uzantısıyız. Annemiz gibi anne, babamız gibi baba, kardeşimiz gibi kardeşiz. Aradaki farklar küçük nüanslar olmaktan öteye gitmeyecek bazı renkler sadece. Yoksa insanlık hamurumuzun hammaddesi aynı. Çocuklar sadece bizim genlerimizi taşıdığından değil, bizi taklit ettiklerinden de bize çok benziyorlar. Bu benzerleriklerin iyi yönlerimizle olmasını sağlamak için tek yapabileceğimiz ise kötü yanlarımızı tamamen ortadan kaldırmak. Yoksa -mış gibi yapmak çocukların gerçeği görmesine engel olmuyor. Aksine inandırıcılığımızı sorgulatıyor. 
Sırt kaşımak diye yola çıkıp nerelere geldik. En iyisi kendi konumuza geri dönelim: Ada oğlumuz sırtını kaşıtmaya bağımlı oldu. Tıpkı benim gibi...


Küçük adamlar uyumalı, yemeli ve güçlenmeli

Ada büyüyor. Her geçen gün hepimizi şaşırtan derecede hem de. İnsanın çocuğunun büyüdüğünü görmek tarifsiz bir mutluluk. Sağlıklı doğması için dualar ettiğimiz, doğru bakabilmek için büyük çaba harcadığımız yavrumuz büyüyor ve bir birey olarak ailemizdeki yerini her geçen gün daha netleştiriyor. Bu süreç, insana insan olmayı öğreten süreçlerden biri. Nasıl evrildiğimizi, her geçen gün ihtiyaçlarımızın nasıl değiştiğini, beklentilerimizin içgüdülerimizin etkisinden nasıl sıyrıldığını, öğrenme sürecimizi gösteren bir laboratuvar gibi. Tabii bu dönem aynı zamanda Ada'nın bazı kurallara karşı direnmeye başladığı bir dönem.

Araba koltuğu olmadan asla!

video
Ada arabada kendi koltuğu olmadan oturmak gibi bir alternatifi olduğunu bilmiyor. Doğduğundan beri hep araba koltuğu ile seyahat etti. Hem de öyle az buz yol yapmadık. Kilometrelerce yolda da, evden markete kadar kısa mesafelerde de hep kendi koltuğunda oturdu. Kemeri de bağlandı. Bu koltukla ilgili bir çok anımız var ama bugün en komiklerinden birini paylaşıyorum. "Uyu yavrum hadi, kapat gözlerini" dediğimizde verdiği tepkiye bayılıyoruz.

Ada ilk ciddi töreninde

Kuzenim üniversiteden mezun oldu. Mezuniyet töreni gibi harika bir güne bizi de davet etti. Ada Bey olmadan olmaz tabii. Hemen giydik en havalı kıyafetlerimizi ve gittik Galatasaray Üniversitesi'ne. Kuzenim heyecanlı, güzel elbisesi ve pelerini içinde bir prenses... Benim heyecanım da başka tabii. Ada'yı o tören boyunca nasıl sabit tutacağım? 

Şaga uyumaya gitmiş

Babamızın objektifinden şagamız
Ada evdekilerin yanı sıra bahçedeki hayvanlarla da yakından ilgileniyor. Bu aralar favorimiz ise salyangoz ailesi. Salyangozlar baharın ilk dönemlerindeki kadar çok değiller ama her gün bir iki salyangoz (şaga) görebiliyoruz. Ada onların nasıl hareket ettiğini, nasıl yemek yediklerini izliyor. Hava karardıktan sonra da el feneriyle şaga aramaya başlıyoruz birlikte. Gördüğümüzde de çok seviniyoruz. Fenerin ışığını zavallıcığa tutup biraz korkutuyoruz ama kısa sürede onu ailesinin yanına uyumaya gönderiyoruz. 

Havuz sefamız

Geçen yazı Ada'nın havuza girip giremeyeceği tartışmasıyla geçirdik. Babamız havuzun Ada için "mikrop yuvası" olduğunu söyledi, hastalık kapmasından endişesini bolca dile getirdi. Ben ise ne olursa olsun çocuğun eğlenmesinin daha önemli olduğuna inandığımdan hep havuza girilmesinden yana oldum ama bir türlü de babaya rağmen Ada'yı havuza sokmaya kalkamadım. Bu yaz ise babamız Ada'nın havuza girmesi yönünde oy kullanınca bu fırsatı kaçırmadık ve kendimizi sitenin havuzunun serin sularına bıraktık.

Aile geleneklerimiz: Babalar günü tişörtü

2010 babalar gününden
Ailecek törenleri, ritüelleri sevdiğimizi artık herkes biliyor. Babalar günü de doğal olarak bazı ritüellere sahip bizim evimizde. Babalar günü tişörtümüzü bilenler bilir: Ada'nın el ve ayak izleriyle babamızın tişörtünü renklendiriyoruz. Böylece hem herkes için bir anı, hem de her yıl büyüyen eller ve ayakların ilanı oluyor.

"Şibit" yoksa alışveriş de yok

Ada iştahlı bir çocuk. Anne ve babasını tanıyanlar zaten bilir. Köpük'ün doymak nedir bilmemesi de malumunuz. Bizim 18 ayaklı hayatımızda Moskado ile Yoda çok ayrıksı bu anlamda. Şımarık kediler olarak kendi mamalarının dışında sadece tavuk ve şarküteri ürünleri konusunda iştahlılar. O da iki parça yedilerse, üçüncüyü yerde bırakıp Köpük'e hediye ederler. Uzun lafın kısası, bizim evde yemek kedilere rağmen bir şölendir. Ada da bu şöleni dans ederek kutlar. Restoranlarda masaya yemeği getiren garsonu alkışlayan kaç çocuk tanıyorsunuz?

Köpük'le hayatımız 1

Köpük'ün evimizde ilk günü
Bizim 18 ayaklı hayatımızın ilk adımı, Köpüğümün evimize gelmesiyle başladı. Köpüğümüzün eve gelişi ise bir arabanın kaportasınına sıkıştığı için sabaha kadar ağlayan zavallı bir kedicik nedeniyle oldu. İki kişilik hayatımızda bir dört ayaklı istediğimizi ilk kez o zaman itiraf ettik birbirimize. Bir apartmanda oturuyor olmanın zorluklarını ya da ciddi bir sorumluluk almaya hazır olup olmadığımızı sorgulamak o zamana kısmetmiş. Çok konuşmadık aslında. Birbirimize bakıp "istiyoruz" dedik. Ve birkaç gün içinde kardeşleri içinde en çelimsiz ve en ürkek yavru olan 55 günlük Köpük'ü evimize getirdik. Geldi ve bizim hayatımızı, hayata bakışımızı, evimizin düzenini, her şeyi değiştirdi. Ama en çok dünyaya geliş nedenimi bana öğretti.

Güneş gözlüğü ile çok havalı

Güneşin ne kadar zararlı olabildiğini öğrendikçe paranoyaklaşıyorum. Ada'yı her sokağa çıkışında güneş kremine buluyor, şapkasını, su içmesini ihmal etmemeye gayret ediyorum. Didi'ye de bu yönde sürekli telkinde bulunuyorum. Son bomba ise güneş gözlüğü... Çok sevdiğimiz mağaza Decathlon, bu konuda yine imdadımıza yetişti ve yüksek UV filtreli harika güneş gözlükleriyle bizi memnun etti. Ada'ya aldığımız mavi gözlüğün başında sabit durması için çok ergonomik bir lastiği var. Ada güneşli havalarda gerçekten zevkle gözlüğünü takıyor. Etraftakilerin yüksek sesli iltifatlarından da memnun tabii. İki yaşındaki bir delikanlı müsveddesinin bu havalı haline kim kayıtsız kalabilir ki?

Vapurla Kadıköy ve Moda sefası

Ada'yla her haftasonu dolu dolu bir program yapmaya, kendisini eğlendirmeye, ona bol bol yeni şeyler öğretmeye ve tabii bolca da yormaya çalışıyoruz. Bu haftasonunun ilk planı da Kabataş-Kadıköy vapuru ile Kadıköy-Moda tramvayı eksenliydi. Ancak mitingler nedeniyle tramvay çalışmıyordu ve biz Ada'ya daha çok uzun bir yürüyüş programı yapmış olduk. Çok yorulmuş olsa da keyfi gayet yerindeydi ve çok eğlendi.

Bisiklete biniyoruz

Bahar geldi gelecek, yaz kapıda, yağmurlar ne zaman bitecek derken, bir yandan da Ada'yla uzun yaz günlerinde yapılacak etkinlik düşünmeye başladım. İş dönüşü hava kararıncaya kadar bolca zamanımız var artık ve bu zamanı evde kapanarak geçirmeyi pek istemiyorum. Aklıma birlikte bisiklete binmek fikri geldi. Ada henüz kendi başına benimle sokakta bisiklet binemeyeceğine göre ben bir bisiklet alacaktım, Ada da benim arkama binecekti. Öyle de oldu. 

Aile geleneklerimiz: Anneler günü kahvaltısı

Çocukluğumda kardeşimle her vesileyi büyük organizasyona dönüştürmeye bayılırdık. Hatta işi, annemle babamın evlilik yıldönümlerinde onlara danslı, kostümlü bir gösteri hazırlamaya kadar bile vardırmıştık. Daha önce de söylemişimdir; gelenekler, kutlamalar, kalabalıklar benim için keyiftir. Anneler günü de bunlardan biri doğal olarak. En romantik bulduğum sahne ise anneler günü sabahı yatağa gelen kahvaltıydı. Veee bu yıl kahvaltı, yatağıma geldi.

Aile geleneklerimiz: Doğum Günü

Sonunda o gün geldi. Hatta geldi ve geçti. Ada'nın doğum günü bu yıl, tatsız sebeplerle, coşkuyla kutlanamadı ama yine de güzel pastası, geleneksel doğum günü çikolataları, balonları ve bir sürü hediyesi oldu. Mum üflemek, alkışlar, "iyi ki doğdun Ada" şarkısı, hediyelere "ay ay ay" diyerek tezahürat etmek gibi hazırlıklarımızın hepsini hayata geçirdik.

Lazımlıkla büyük buluşma

Bezden kaçanlara dikkat
Ada dün akşam "kaka" dedi. Ben de "Tut oğlum" dedim. Koşa koşa lazımlığa gittik ve Ada lazımlığa kaka yaptı!! Doğum gününe iki gün kala Ada bu işi çözmeye başladı.

Ne korkunç bir giriş yaptım değil mi? Ama çocuğu olanlar bilir. Kaka, çiş ve pırt çok önemlidir bizim hayatımızda. Büyüklerin hayatındaki gibi çekinmek, gerçeği türlü süslü kelimelerle gizlemek yoktur bizde. Kaka yapılması gerekir, pırt önemlidir.

Ada emziğini çöpe attı

Bir hafta sonra iki yaşını bitirecek olan Ada, bundan 10 gün önce emziklerinden birini yırtıldığı için çöpe attı ve o gün bugündür emzik olmadan uyuyor. Bu bizim için çok çok büyük bir gelişme. Ada emziğe düşkün bir çocuk gibi görünüyordu. Sadece uyumak için değil, gün içinde de emzik istediği ve emdiği oluyordu.. Hatta Köpük'ü ya da kedileri sevmek istediğinde rüşvet olarak onlarla paylaşmak istediği şey de emziği olabiliyordu. Ama birden bire, kendi kendine bıraktı emmeyi. 

Ada dişlerini fırçalıyor

Ada bir yaşından bu yana dişlerini fırçalıyor. Her gün düzenli diyemem ama en azından dişlerini fırçalamanın ne demek olduğunu biliyor. Uzunca bir süre, yeni gelen dişleri acıdığı için fircalayamadı örneğin ama özellikle her banyo sonrası bu işlemi hatırladı.Doktorumuz iki yaşına kadar diş macunu kullanmamızı önermediğinden, şimdilik sadece suyla fırçalıyoruz. 

Defne'yle pazar keyfi

Baharı bekleyen kumrular misali gözümüz yollarda kalmıştı ki bahar cumartesi günü geldi. Hemen harekete geçtik biz de ve Ada'yı alıp pazar kahvaltısına gitme programı yaptık. Bahçeşehir taraflarında oturan arkadaşlarımız ve dünya şekeri kızları Defne'nin davetine hayır diyebilecek kimseyi tanımıyoruz zaten. 

Oğlunu mutfağa sok, geleceği kurtar

Ada 23 aylık
Tüm kadınlar eşlerinin yeterince evle ilgilenmemesinden, dağınık olmasından, yemek yapmamasından şikayet eder. Gerçekten de genellikle erkekler ev işlerini yapmak konusunda istekli olsalar bile yeteneksizdir. Çünkü evleninceye dek bir kez olsun gerçekten bir evin sorumluluğunu duymamışlardır. Tabii hiç yalnız yaşamamışlarsa...

Cesur yürek Köpük

Ada 2 aylık
Hayatta çocuk sevindirmek en güzel şey derler ya; en kötü şey de hasta çocuktur. İçin içini yer, elinden bir şey gelmez, gelen de pek işe yaramaz ya da sana öyle gelir, çaresizlik seni delirtir, saatler geçmek bilmez, aklına hep kötü şeyler gelir... Biz en kötü tecrübemizi Köpük'le yaşadık. Köpük, bir enfeksiyon sonucunda ciddi şekilde hastalandı. O neşeli, hareketli köpek, yerini halsiz, yürümekten bile sakınan, mahsun köpeğe bıraktı. Biz perişan, o perişan kötü günler geçirdik. Tahmin edeceğiniz gibi Köpük iyileşti ama o süreç bize önemli bir ders oldu. Çocuklarımız hasta olacağına biz olalım!

Çilekli dondurma keyfi

Ada dondurmanın tadını bilmediğinden, yemek için hiç özel bir talebi yoktu. Ama benim içim içimi yedi, oğlumu elinde külahla hayal ettiğim bana yetti. Ada'yı geçen hafta çilekli dondurmayla tanıştırdım. Emin olun, "Ada bir dondurma yedi, hayatı değişti." Tek kelimeyle "bayıldı". 

İstinye Park'taki Haagen Dazs'a götürdüm Ada'yı. Çilekli bir top dondurma aldım ve Ada'nın eline verdim. İlk hamleyi nasıl yapacağını çok merak ediyordum. Elbette yalamak nedir bilemedi.

Murathan Mungan'dan Ada'ya

Şairin Romanı
Bugün harika bir şey oldu. Masamda Murathan Mungan'ın son kitabı duruyordu. "Yaşasın" dedim içimden, "yine imzalamış benim için, ne zarif insan". Hafif gururlu, bolca keyifli açtım kitabın ilk sayfasını ki ne göreyim? Bu kez imza bana değil. İmza Ada için! 

Öylesine bir duygu yaşadım ki... Oğlum, daha okumayı bilmezken benim çok önemsediğim bir yazardan kendi adına imzalanmış bir kitaba sahip oluyordu. Onun belki uzun yıllar hiç anlayamayacağı kadar önemli ve güzeldi bu an benim için. Tabii bunda sevgili Selin'in payı çok önemliydi ama sonuç değişmez: Murathan Mungan Ada için yeni kitabını imzaladı. Şairin Romanı, Ada'nın ilk gerçek kitabı oldu. Çok yaşa Murathan Mungan!

Aile geleneklerimiz: 23 Nisan

Deliye hergün bayram, bizde her şey bir tören ama yine de gerçek bayramların ayrı bir yeri var. Bu yıl 23 Nisan da bizim için özel günlerden biri oldu. Ada’ya bir gün önceden ertesi günün bayram olduğunu söyledik. O da çok heyecanlandı; “baaayam” diye diye ertesi günü etti. Biz de 23 Nisan kutlaması için, garip ama gerçek, İstinyePark’a gittik. Her yer çocuk doluydu. Balonlar, müzikler, resimler, oyuncaklar... En uzun süreyi BabyTV’nin standındaki oyuncaklarla ve Işık Okulları’nın 23 Nisan için hazırladığı dev satranç takımında geçirdik.

Banyo saati büyük keyif

Ada 10 aylık
Bizim evde banyo zamanı keyif zamanıdır. Ada’nın banyodan, hatta sudan korkan bir çocuk olmasından hep endişe etmiştim. Neyse ki öyle olmadı. Çocukların annelerinin duygularını hissettikleri bir gerçek. Benim Ada’yı yıkayarak sakinleştireceğime inancım Ada’ya da geçti demek.

Pek çok yerde bebeklerin ilk banyolarının çok önemli olduğunu okumuştum. Suyun sıcaklığının, onu tedirgin etmeden ve siz de tedirgin olmadan suya sokmanın, suda eğlenceli zaman geçirmesi için bebeğe zaman tanımanın önemini öğrenmiştim. (Bununla ilgili bazı linkleri anasayfanın sağ bloğunda bulabilirsiniz.)

Moskado gitti, geldi

Moskado’nun ailemize girmesi, aslında talihsiz bir olayla oldu. Bahçemizde baktığımız kedilerden biriyken 20 günlük yok oluşun ardından bir akşam bahçemize geldi ki tüm bacakları kırılmış sandık. Yürüyemiyor, adeta yuvarlanıyordu, sürünüyordu. Hemen alıp veterinere götürdük. Anlaşıldı ki ya çok büyük bir darbe almış (öyleyse yapanın elleri kırılsın) ya da bir yere sıkışıp kalmış. O kadar gün boyunca yemek yiyemediği ve su içemediği için de ciddi bir kas sorunu yaşıyordu. Dişlerinden birkaçı çürümüştü. Yaklaşık bir ay klinikte tedavi gördü. Sonrasında da evimize aldık ve onu yeniden sokağa bırakmaya gönlümüz elvermediğinden sahiplendik.

Ada itfaiye arabasına bindi

Ada 22 aylık
Bir iş dönüşü, hava daha aydınlık olduğundan Köpük’ün akşam gezisine Ada’yı da çıkardım. Bir elimde Ada, bir elimde Köpük’ün tasması... Oturduğumuz sitenin yakınlarında bir bahçe var, oraya gittik. Epey oynadık: Köpük koştu, Ada salıncağa, kaydırağa bindi. Hepimizin yorulduğunu düşündüğüm sırada evin yolunu tuttuk ki ne görelim... Bizim siteye itfaiye arabası gelmiş, itfaiyeciler sitemize koşuyor. Önce endişe ettim tabii ama kısa sürede duman, alev görmeyince daha hafif bir sıkıntı olduğunu anladım, rahatladım. Otoparkta bir arabanın altına bir yavru kedi kaçmış ve sıkışmış. İtfaiye kediciği çıkarmaya çalışıyordu. Sizi merakta bırakmayayım, kedicik kurtarıldı. Ama bu sırada iki oğlum da farklı tepkiler verdiler.

Aile geleneklerimiz: Doğum Günü

1 yaş pastası
Hayatım boyunca doğum günlerim şenlikli geçti. Küçükken ev partileri yaptım. Büyüyünce kutlamalar sokağa taştı. Benim için önemli olan doğum günüm, beni sevenler için de önemli oldu tabii. İki kişilik hayatımızda da doğum günlerimizi özenle kutladık hep. Hatta Ada’ya hamileyken, sevgilim benim için sürpriz bir doğum günü bile organize etmişti. Koca göbeğimle bir doğum günü kutladım! Tahmin edersiniz, Ada’nın ilk doğum günü de böyle bir aile için büyük önemdeydi.

Ada televizyon izliyor mu?

Ada 20 aylık
Çocuklu ve çocuklarına televizyon izleme konusunda engel koy(a)mayan arkadaşlarımın hemen hepsi bu soruyu soruyor. Bizim yanıtımız net; Ada televizyonda sadece Baby TV izliyor.  Baby TV’nin bizim evimizdeki adı, Ada’nın diliyle, BİİİTİ.  Biiiti seansları Cumartesi ve Pazar sabahları Ada’nın babasıyla yaşadığı büyük keyif. Haftasonu anneye biraz daha uyumak için zaman tanıyorlar ve  anne uyurken “yaramazlık” yapıyorlar. Ben yanlarına gidince ise Biiiti kapatılıyor.Biiiti’nin diğer zamanı ise akşam yemeği öncesi... Hazılıklar sırasında Ada’nın açlığını bastırması için bir Biiti molası verebiliyoruz. Ama her akşam değil.

Dört ayaklıların tüy dökme mevsimi

Ada’nın doğumundan önce de, sonra da dört ayaklılarımızın tüyleriyle çok da dertlenmedik. Böyle kocaman bir aile olunca, mutlaka bazı zorluklar, mücadele edilmesi gereken sorunlar oluyor. Köpük’ün ve özellikle Moskado’nun tüyleri de işte bunlardan biri. Özellikle de ilkbahar aylarında elektrik süpürgesi seansının üzerinden iki saat geçtiğinde evde bir Teksas havası hakim oluveriyor.

Aile geleneklerimiz: Yılbaşı

Çocukluğuma dair hatırladığım en güzel anlar, ailemizin geleneksel etkinlikleridir. Bayramlar, yılbaşı akşamları, doğum günlerimiz, annemlerin evlilik yıldönümü... Sürprizleri seven bir aileydik. Kardeşimin istediği bilgisayarı aldı babam ama öyle hemen getirip vermedi de, mouse’unu paketledik de verdi. Şaşırtmayı seven bir aileydik; istediğim bebek arabasını “bana su getirir misin” diyen babamı dinleyip mutfağa gittiğimde gördüm. Yıllarca evlilik yıldönümlerinde annem gelinliğini giyip babama “sürpriz” yaptı. En çok da kardeşimle ben heyecanlandık bu herkesin bildiği ama yine de sürpriz kabul ettiği eğlence için. Noel babanın var olduğuna ve yeni yılın ilk günü sabah bana bir hediye getirdiğine inandığım dönemleri hep mutlulukla hatırlıyorum. Hayatımın en kaygısız, en masum ve en gerçek sevinçlerini böyle zamanlarda yaşadım ben. Şimdi Ada için de benzer duygular yaşatmak istiyorum. Noel babaya inanmasını, doğum günü için heyecanlanmasını, yılbaşında bütün aile bir araya gelmemizin değerini bilmesini istiyorum.